23475: Kur'an'ın vuku bulacağını haber verdiği ve gerçekten de vuku bulan şeyler


Kur'an'ın vuku bulacağını haber verdiği ve gerçekten de vuku bulan birtakım olaylar var mıdır?

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Evet, Allah Teâlâ'nın, Kur'an'da vuku bulacağını zikrettiği ve gerçekten de vuku bulan birtakım olaylar vardır. Bu olardan bazıları şunlardır:

Birincisi:

Perslerin (Farislerin), (on yıldan fazla ve üç yıldan az olmamak kaydıyla) birkaç yıl içerisinde Rumlar tarafından hezimete uğratılmalarıdır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

 ((غُلِبَتِ الرُّومُ{2} فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ{3} فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ الْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ{4}))

[ سورة الروم الآيات: 2-4 ]

"Rumlar (Persler tarafından) yenilgiye uğradılar. Yakın bir yerde (Şam diyarından Pers diyarına kadar). Ama onlar (Rumlar), bu yenilgilerinden (bir süre) sonra galip geleceklerdir. (On yıldan fazla ve üç yıldan az olmamak kaydıyla) birkaç yıl içerisinde. (Rumların galip gelmesinden) önce de, sonra da emir, yalnızca Allah'ındır. (Rumların, Perslere galip geleceği) o gün, mü'minler de sevineceklerdir." (Rum Sûresi: 2-4).

İmam Şevkânî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

"Tefsir ehli (müfessirler) şöyle demişlerdir: Persler, Rumları mağlup edince Mekkeli kâfirler (müşrikler) Perslerin bu zaferiyle sevinip şöyle dediler:

- 'Kitabı olmayanlar (kendilerine kitap verilmeyenler), kitabı olanları (kendilerine kitap indirilenleri) mağlup ettiler ve Perslerin bu zaferiyle müslümanlara karşı övünerek şöyle dediler:

- Perslerin, Rumları mağlup ettikleri gibi, biz de sizi mağlup edeceğiz.'

Müslümanlar, ehl-i kitap (kitap ehli) oldukları için Rumların, Perslere üstün gelmesinden hoşnut olurlardı...

(( ... وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ.))

Yani: Rumlar, Perslerin kendilerini mağlup etmesinden sonra onlar, Persleri mağlup edeceklerdir...

Zeccâc şöyle demiştir:

"Bu âyet, Kur'an'ın, Allah Teâlâ katından geldiğine delâlet eden âyetlerdendir.Çünkü bu olay, ileride meydana gelecek olan şeyden haber vermektir ki, bunu da Allah Subhânehu ve Teâlâ'dan başka hiç kimse bilemez." (Fethu'l-Kadîr Tefsiri; c: 4, s: 214).

İkincisi:

Düşmanlığın, hristiyan fırkaları (grupları) arasında kıyâmet gününe kadar sürecek olmasıdır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((وَمِنَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُواْ حَظّاً مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّهُ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ{14})) [ سورة المائدة الآية: 14 ]

"Biz, hristiyanız diyenlerden de (peygamberlerine uyacaklarına ve ona yardım edeceklerine dâir) kesin söz aldık. Onlar da kendilerine öğretilenlerin bir kısmını unuttular (ve yahudilerin yaptıkları gibi dînlerini değiştirdiler.) Bu yüzden kıyâmete kadar onların aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir." (Mâide Sûresi: 14).

İbn-i Kesîr -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

((... فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ...))

"Yani: Onların aralarına, birbirlerine karşı düşmanlık ve kin (birbirlerine düşmanlık etme ve birbirlerinden nefret etme duygusunu) saldık. Onlar, kıyâmet gününe kadar böyle devam edeceklerdir.Bunun içindir ki farklı şekillerde olmakla birlikte hristiyan grupları, hala birbirlerinden nefret ederler, birbirlerine düşmanlık beslerler, birbirlerini tekfir edip birbirlerine lânet ederler.Bu sebeple her bir grup, diğer başka bir grubun kendilerinin mabetlerine girmesini yasaklayıp engel olurlar. Örneğin Melekiye, Yakubiye'yi tekfir eder. Başka gruplar, diğer başka grupları tekfir ederler.Yine Nasturîler, Aryusileri tekfir ederler. Her grup (tâife), hem bu dünyada, hem de meleklerin, peygamberlerin ve mü'minlerin, elçilerini yalanlayan ümmetlerin aleyhine şâhitlik edecekleri günde (kıyâmet gününde) diğer başka grubu tekfir edecektir." (İbn-i Kesir Tefsiri; c: 2, s: 34).      

Üçüncüsü:

Allah Teâlâ'nın, dînini, bütün dînlere üstün kılacağını Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e va'detmesidir.  

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ{33})) [ سورة التوبة الآية: 33 ]

"Dînini bütün dînlere üstün kılmak için, elçisini hidâyet (Kur'an) ve hak dîn (İslâm) ile gönderen O'dur. İsterse müşrikler (hak dîn İslâm'dan ve onun bütün dînlere üstün gelmesinden) hoşlanmasınlar." (Tevbe Sûresi: 33).

((هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيداً{28})) [ سورة الفتح الآية: 28 ]

"Bütün dînlere üstün kılmak için, elçisini hidâyet ve hak dîn (İslâm) ile gönderen O'dur.(Ey Rasûl! Sana yardım edeceğine ve dînini bütün dînlere üstün kılacağına dâir) şâhit olarak Allah yeter." (Fetih Sûresi: 28).

((هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ{9})) [ سورة الصف الآية: 9 ]

"Bütün dînlere üstün kılmak için, elçisini hidâyet (Kur'an) ve hak dîn (İslâm) ile gönderen O'dur. İsterse müşrikler (bundan) hoşlanmasınlar." (Saf Sûresi: 9).

Müfessir Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

"Nitekim Allah Teâlâ öyle yapmıştır (yani dînini, bütün dînlere üstün kılmıştır). Ebu Bekir -Allah ondan râzı olsun- ordusunu gazve (savaş) için hazırladığı zaman, zaferden emîn olmaları ve başarıya ulaşacaklarına kesin bir şekilde inanmaları için, Allah Teâlâ'nın dînini, bütün dînlere üstün kılacağına dâir söz verdiğini askerlerine hatırlatırdı. Ömer de -Allah ondan râzı olsun- böyle yapardı. Nitekim fetihler, karadan ve denizden olmak üzere doğudan batıya kadar arka arkaya gelmeye devam etmiştir." (Kurtubî Tefsiri; c: 1, s: 75). 

Dördüncüsü:

Mekke'nin fethedilmesidir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِن شَاء اللَّهُ آمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُؤُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَلِكَ فَتْحاً قَرِيباً{27})) [ سورة الفتح الآية: 27 ]

"Andolsun ki Allah, elçisinin gördüğü rüyânın hak olduğunu doğrulamıştır. Allah'ın izniyle, kiminiz saçlarını kazıtmış, kiminiz saçlarını kısaltmış olarak, güven içinde (ve müşriklerden korkmadan) Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Bu sebeple Allah, sizin bilmediğiniz şeyleri (bu yıl Mekke'den geri döndürüleceğinizi ve daha sonra gireceğinizi), bilir. Bundan başka size yakın bir zamanda bir fetih (Hudeybiye barış antlaşması ile Hayber'in fethini) de verecektir." (Fetih Sûresi: 27).

Müfessir Taberî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

"Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Andolsun ki Allah, elçisi Muhammed'e göstermiş olduğu rüyânın hak olduğunu doğrulamıştır.O (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ) ve ashâbı, kimisi saçlarını kazıtmış, kimisi saçlarını kısaltmış olarak, güven içerisinde ve şirk ehlinden korkmadan Allah'ın kutsal evine (Beytullah'a), mutlaka gireceklerdir.Tefsir ehli,  bu dediğimize yakın bir şekilde şöylemişlerdir." (Taberî Tefsirî; c: 26, s: 107).

Beşincisi:

Bedir savaşının vuku bulmasıdır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتِيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللّهُ أَن يُحِقَّ الْـحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ{7})) [ سورة الأنفال الآية: 7 ]

"Allah'ın size, o iki zümreden birinin sizin olacağını vadettiğini hatırlayın! Siz ise, silahsız olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı (İslâm'ı) gerçekleştirmek ve kâfirlerin kökünü kesip yok etmek istiyordu." (Enfâl Sûresi: 7).

İbn-i Cevzî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

"Anlamı: Allah'ın size iki zümreden birisini va'dettiğini hatırlayın!

İki zümrenin birincisi: Ebu Süfyan ve onunla birlikte olan maldır. İkincisi ise; Ebu Cehil ve onunla birlikte olan Kureyşlilerdir. Ebu Süfyan, kendisiyle birlikte olanlarla onları atlatıp geçince Kureyş'e şöyle mektup yazdı:

- Eğer kervanınızı korumak üzere yola çıkmışsanız, andolsun ki onu sizin için korudum.

Bunun üzerine Ebu Cehil şöyle dedi:

- Allah'a yemîn olsun ki geri dönmeyeceğiz."

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kureyş ile savaşmayı isteyerek yola devam etti, fakat ashâbı bundan hoşlanmayıp içerisinde ganimet olan zümreyi savaşmadan ele geçirmeyi istediler. İşte Allah Teâlâ'nın şu sözü buna işâret etmektedir:

((... وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ ...))

"... Siz ise, silahsız olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz." (Zâdu'l-Mesîr Tefsiri; c: 3, s: 324).

      Allah Teâlâ en iyi bilendir.

Islam Q&A
Create Comments