Fri 18 Jm2 1435 - 18 April 2014
3633

TELEVİZYON SEYRETMENİN HÜKMÜ

Televizyon seyretmek, İslâm'da mübah mıdır? Eğer mübah ise, bunun şartları var mıdır?

Hamd, Allah Teâlâ'yadır.

Şüphesiz filmleri seyretmek, birçok sakıncalı durumdan uzak değildir. Bunlar, avret yerlerini açmak, müzik dinlemek, bozuk inançları yaymak ve kâfirlere benzemeye çağırmak gibi hallerde ortaya çıkmaktadır. Oysa Allah Teâlâ bizlere gözlerimizi harama bakmaktan sakınmızı emrederek şöyle buyurmuştur:

(( قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ. وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْـمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ )) [ سورة النور الآيتان:30-31]

"(Ey Peygamber!) Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini (kendilerine helal olmayan kadınlara ve avret yerlerine bakmaktan) sakınsınlar ve (zinâ, eşcinsellik ve avret yerlerini göstermek gibi Allah'ın haram kıldığı şeylerden) ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdârdır. (Ey Peygamber!) Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) esirgesinler ve ırzlarını (Allah’ın haram kıldığı şeylerden) korusunlar. Görünen kısmı müstesnâ olmak üzere, zînetlerini (yabancı erkeklere) göstermesinler.Başörtülerini, (başlarından) göğüslerinin üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları,erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi (mü’min) kadınları, ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden âilenin kadınına şehvet duymayan (başkalarının yardımına muhtaç olan saf kimseler gibi) tâbi kimseler veya henüz kadınların kadınlık hallerinin farkında olmayan (henüz şehvet duymayan) çocuklardan başkasına (gizli) zînetlerini göstermesinler. (Yolda yürürken) gizlemekte oldukları zînetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler! (Size emretmiş olduğu bu güzel sıfatlara ve övülen hasletlere) toptan Allah'a (itaat etmek sûretiyle) dönün (ve câhiliye toplumunun üzerinde bulunduğu kötü ahlâk ve sıfatları terkedin) ki (dünya ve âhirette) kurtuluşa eresiniz." (Nur Sûresi: 30-31).

Gözleri harama bakmaktan sakındırmak ferci (ırzı) korumanın esası ve temeli olunca, Allah Teâlâ ilk önce onu zikretmiştir.Nitekim Allah Teâlâ gözü, kalbin aynası olarak yaratmıştır.Kul, gözlerini harama bakmaktan sakındırdığı zaman, kalbinin de şehvet ve irâdesini sakındırmış ve ona engel olmuş olur. Gözlerine, harama bakması için izin verdiği zaman ise, kalbinin şehvetine izin vermiş ve onu serbest bırakmış olur.

"el-Fadl b. Abbas -Allah ondan ve babasından râzı olsun- (Vedâ haccında) Müzdelife'den Minâ'ya gelirken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bindiği devesinin arkasına binmişti. Bu sırada koşarak giden bir kadın geçince el-Fadl ona, o da el-Fadl'a bakmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- el-Fadl'ın başını diğer tarafa çevirdi." (Müslim, hadis no: 1218)

Bu hareket, gözün harama bakmasına engel olmak ve onu fiille reddetmektir.Şayet bakmak câiz olsaydı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buna onay verirdi.

Yine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den haber verildiğine göre o şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ اللهَ كَتَبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ حَظَّهُ مِنْ الزِّنَا أَدْرَكَ ذَلِكَ لَا مَحَالَةَ، فَزِنَا الْعَيْنِ النَّظَرُ، وَزِنَا اللِّسَانِ الْـمَنْطِقُ، وَالنَّفْسُ تَـمَنَّى وَتَشْتَهِي، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ.)) [رواه البخاري]

"Şüphesiz Allah Âdem oğluna zinâdan yana nasibini (yani zinâyı temennî etmek, ona adım atmak, onun için konuşmak, yabancı kadına bakmak, ona dokunmak ve onunla başbaşa kalmak gibi zinâya aracı olan şeyleri yapacağını) ezelde takdir etmiştir. Allah'ın takdir ettiği bu şey, Âdem oğlunun başına gelecektir. Bundan kaçış yoktur (mutlaka olacaktır). Bu sebeple gözün zinâsı, bakmaktır.Dilin zinâsı, konuşmaktır. Kalp de bunu temennî eder ve buna özlem duyar. Ferc (uzuv) ise, bunu ya doğrular (tasdik eder), ya da yalanlar." (Buhârî; hadis no: 6343).

(Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:

(( اَلْعَيْناَنِ تَزْنِياَنِ وَزِناَهُماَ النَّظَرُ، وَالشَّفَتاَنِ تَزْنِياَنِ وَزِناَهُماَ التَّقْبِيلُ، وَالْيَداَنِ تَزْنِياَنِ وَزِناَهُماَ اللَّمْسُ، وَالرِّجْلاَنِ تَزْنِياَنِ وَزِناَهُماَ الْـمَشْيُ، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ.)) [ متفق عليه]

"Gözler zinâ eder, onların zinâsı bakmaktır. Dudaklar zinâ eder, onların zinâsı öpmektir. Eller zinâ eder, onların zinâsı dokunmaktır. Ayaklar zinâ eder, onların zinâsı (o işe) yürümektir. Ferc (uzuv) ise, bunu ya doğrular (tasdik eder), ya da yalanlar." (Buhârî; hadis no: 6612. Müslim; hadis no: 2657).

Yine başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:

(( كُتِبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ نَصِيبُهُ مِنْ الزِّنَا مُدْرِكٌ ذَلِكَ لَا مَحَالَةَ فَالْعَيْنَانِ زِنَاهُمَا النَّظَرُ، وَالْأُذُنَانِ زِنَاهُمَا الِاسْتِمَـاعُ، وَاللِّسَانُ زِنَاهُ الْكَلَامُ، وَالْيَدُ زِنَاهَا الْبَطْشُ، وَالرِّجْلُ زِنَاهَا الْـخُطَا، وَالْقَلْبُ يَهْوَى وَيَتَمَنَّى وَيُصَدِّقُ ذَلِكَ الْفَرْجُ وَيُكَذِّبُهُ.)) [ رواه مسلم]

"Âdem oğluna zinâdan yana nasibi yazılmıştır (takdir edilmiştir). Allah'ın takdir ettiği bu şey, Âdem oğlunun başına gelecektir. Bundan kaçış yoktur. Bu sebeple gözlerin zinâsı, (ona) bakmaktır. Kulakların zinâsı, (onu) dinlemektir.Kulağın zinâsı, (onu) konuşmaktır. Elin zinâsı, (onu) tutmaktır. Ayağın zinâsı, (ona) adım atmaktır (yürümektir).Kalp de onu sevip temennî eder ve ona özlem duyar. Ferc (uzuv) ise, bunu ya doğrular (tasdik eder) veya yalanlar." (Müslim; hadis no: 4802)."

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hadiste gözün zinâsı ile başlamıştır. Çünkü  zinânın esası ve temeli, gözdür. Sonra elin, ayağın, kalbin ve fercin zinâsını zikretmiş,   konuşmakla olan dilin zinâsına dikkat çekmiş, bunun da ağzın onu konuşmasıyla olacağını belirtmiş ve fercin (uzvun) ise, fiil (zinâ) gerçekleştiği takdirde onu doğrulayan veya gerçekleşmediği takdirde onu yalanlayan olacağını açıklamıştır.

Bu hadis, gözün bakmakla günahkâr olacağını ve bunun da gözün zinâsı olacağını gösteren en açık delillerden birisidir.

Ayrıca bu hadis, bakmayı tamamen mübah kılan kimselere de bir cevap niteliğindedir.

Yine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sabit olduğuna göre o Ali b. Ebî Tâlib'e -Allah ondan râzı olsun- şöyle buyurmuştur:

(( يَا عَلِيُّ! لَا تُتْبِعِ النَّظْرَةَ النَّظْرَةَ؛ فَإِنَّ لَكَ الْأُولَى، وَلَيْسَتْ لَكَ الْآخِرَةُ.)) [رواه أحمد وأبو داود والترمذي والدارمي وحسنه الألباني في صحيح الجامع]

"Ey Ali! Bir bakışın peşinden tekrar bakma (birinci bakışına ikinci bakışını ekleme)! Çünkü birinci bakış, senin hakkındır (kasıtlı olmadığı için birinci bakışında sana bir şey yoktur.) İkinci bakış ise, senin hakkın değildir (kendi isteğinle olduğu için ikinci bakışında sana günah vardır.)" (Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî ve Dârimî rivâyet etmişler, Elbânî de 'Sahîhu'l-Câmi'; hadis no: 7953'de hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.)

Okun atılan yerde bıraktığı tahribatı, haram bakış da kalpte bırakır. Sen onu öldürmesen bile, onu yaralamış olursun. Haram bakış, kuru otların içerisine atılan bir kıvılcım gibidir.Şayet kıvılcım, o otların hepsini yakmasa bile mutlaka bir kısmını yakacaktır.

Şu sözleri söyleyen kimse ne güzel söylemiştir:

Bütün olayların başlangıcı (sebebi, haram) bakıştandır,

Ateşin büyük çoğunluğu da küçük kıvılcımlardandır...

Sahibinin kalbini kırıp geçiren nice (haram) bakış vardır,

Kasnağı ve yayı olmayan okların delip geçmesi gibidir...

Kişi, sağa-sola çeviren bir göze sahip olduğu sürece,

Başkalarının gözünde tehlikeli bir durumdadır...

Ruhuna zarar veren ölümü kendisine mutluluk veren,

Zararla getiren sevinç ve mutluluk, hoş gelmesin...

Bunun içindir ki değerli âlim Abdulaziz b. Baz -Allah ona rahmet etsin- bu gibi şeyler konusunda şöyle demiştir:

"... Televizyon, tehlikeli ve zararları sinema gibi veya sinemadan daha büyük bir araçtır. Nitekim televizyon konusunda yazılan araştırma tezlerinden ve Arap ülkeleri ile diğer ülkelerde televizyonu tanıyan ve bilen kimselerin sözlerinden televizyonun, akide, ahlak ve toplum üzerindeki tehlikesine ve bunlara verdiği zararlara delâlet eden birçok şeyleri biliyoruz. Bunun sebebi de, televizyonda ahlaksızlığın, yoldan çıkaran kadınların, porno resimlerin, yarı çıplak kadınların, İslâm dinini yıkmayı amaçlayan konuşmaların, küfür içeren makalelerin, ahlak, giyim-kuşam, büyüklerini ve devlet başkanlarını yüceltme ve onlara tazim gösterme konusunda kâfirlere benzemeyi teşvik etmenin, müslümanın ahlakından ve giyim-kuşamından soğutmaya çalışmanın, müslüman âlimleri ve İslâm'ın önde gelen  kahramanlarını hakir görmenin, onları nefret ettirici ve hakir görücü rollerde canlandırmanın, onların yolundan yüz çevirtmenin, hile ve desise yollarını açıklamanın, yolsuzluk, gayp, soygun, hırsızlık ve insanların aleyhinde oyunlar ile düşmanlık planları çevirmenin olmasıdır." (Şeyh Bin Baz'ın Fetvâları, ; c:3, s: 227).

Hiç şüphesiz bu konumda olan ve bu zararları veren şeyin engellenmesi, ondan sakınılması ve ona giden yolun kapatılması gerekir.Gönüllü kardeşlerimiz onu red eder ve ondan sakındırırlarsa, bu hareketlerinden dolayı kınanmamalrı gerekir. Çünkü bu hareket, Allah Teâlâ ve kulları için bir nasihattır.

Her kim, televizyonun kontrol altına alınır da bu kötülüklerden emin olunur ve halkın ancak yararına olan şeyleri yayınlayacağını zannederse, büyük bir hata etmiş olur. Çünkü kontrol görevini yapan kimse, bazı şeylerden habersiz kalabilir. Günümüzde insanların pek çoğu dışarıdan gelen şeyi taklit etmek ve orada yapılan şeyleri örnek almaktadır. Ayrıca kendisine kontrol görevi verilip de bu görevi yerine getiren pek az kimse olmuştur. Özellikle de bu asırda insanların çoğu oyun-eğlence, bâtıl şeylere ve hidâyetten yüz çeviren yollara meyletmişlerdir. İçerisinde bulunduğumuz gerçek de bunu göstermektedir.

Allah Teâlâ'dan, bizleri her türlü kötülüklerden korumasını dileriz. Çünkü O, karşılıksız verendir, cömerttir.

Muhammed b. Salih el-Muneccid
Create Comments