Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Hiç
şüphesiz İsrâ ve Mirac olayı, Allah'ın elçisi Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in (elçilik görevinde) sâdık
olduğuna, O'nun, Allah -azze ve celle-'nin katındaki
makamının ne kadar büyük olduğuna delâlet eden, Allah
Teâlâ'nın büyük mucizelerinden birisidir.Yine İsrâ ve Mirac
olayı, Allah Teâlâ'nın göz kamaştıran kudretine ve
O'nun bütün yarattıklarının üzerinde, yüce olduğuna delâlet
eden mucizelerinden birisidir.
Nitekim
Allah Teâlâ bu olay hakkında şöyle buyurmuştur:
(( سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى
بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى
الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ
البَصِيرُ{1}))
[ سورة الإسراء الآية: ١]
"Gecenin bir bölümünde,
kendisine (kudretimize ve vahdâniyyetimize delâlet eden) birtakım
âyetlerimizi gösterelim diye kulu Muhammed'i (bedeni ve ruhu ile
uyanık bir halde iken), Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek
kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah,
her türlü kusur ve noksanlıklardan) münezzehtir. Gerçekten O, her şeyi
hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir." (İsrâ
Sûresi: 1)
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'den tevâtür yoluyla rivâyet olunduğuna
göre o, yedi kat semâya çıkarılmış, her semâya
geldiğinde kendisine o semânın kapısı
açılmış, yedinci semâyı geçtikten sonra Rabbi, onunla
dilediği şekilde konuşmuş, ona beş vakit namazı
farz kılmış, Allah Teâlâ, beş vakit namazı ilk
önce elli vakit olarak farz kılmış, ama Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-
Rabbinden elli vakitlik namazı hafifletmesini dilemeye devam etmiş,
nitekim Allah Teâlâ elli vakit namazı, beş vakte indirmiştir. Bu
namazlar, farz olarak beş vakittir, ama ecir olarak elli vakittir.
Çünkü iyilikler (sevaplar), on katı ile karşılık
görür. Bütün nimetlerinden dolayı Allah Teâlâ'ya hamd ve
şükürler olsun.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen sahih
hadislerde, İsrâ ve Mirac olayının meydana geldiği gecenin,
Receb ayı veya başka bir ayda olduğu hakkında herhangi bir
şey gelmemiştir. İsrâ ve Mirac gecesinin tayini konusunda gelen
hadislerin hepsi, hadis âlimlerince sâbit olmadığı tesbit
edilmiştir.Allah Teâlâ'nın,bu geceyi insanlara unutturmasında
büyük bir hikmet vardır.Bu gece belli olsa bile müslümanların bu
geceye özel birtakım ibâdetleri tahsis etmesi ve bu geceyi
kutlamaları câiz değildir.Çünkü Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem- ve ashâbı -Allah onlardan râzı olsun- bu geceyi
kutlamamışlar ve bu geceye özel bir şey tahsis
etmemişlerdir.Şayet bu geceyi kutlamak, meşrû bir durum
olsaydı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ya sözü ile, ya da fiili ile bunu ümmetine mutlaka
açıklardı.Ayrıca böyle bir durum meydana gelmiş
olsaydı (yani Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu geceyi
kutlamış olsaydı),
insanlar tarafından bilinir ve yaygın bir hâle gelir, sahâbe de -Allah
onlardan râzı olsun- tarafından bize intikal ederdi. Oysa sahâbe -Allah
onlardan râzı olsun-, ümmetin ihtiyaç duyduğu her şeyi Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'den bize nakletmişler ve dînde hiçbir
şeyi ihmâl etmemişlerdir.Aksine onlar, bütün iyiliklerde herkesten
önce davranmışlardır. Dolayısıyla İsrâ ve
Mirac gecesini kutlamak meşrû olsaydı, insanlar içerisinde ilk
önce onu sahâbe kutlarlardı.Ayrıca Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-, insanlar içerisinde, insanlara en güzel öğüt veren
insandı.Risâlet görevini en güzel şekilde tebliğ etmiş
ve emâneti yerine getirmiştir. Şayet bu geceyi yüceltmek ve onu
kutlamak, Allah Teâlâ'nın dîninden olsaydı, Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- bundan habersiz kalmaz ve onu insanlardan gizlemezdi.Bütün bu
zikredilen şeylerden hiçbirisi olmadığına göre, bu
geceyi kutlamanın ve bu geceyi yüceltmenin, İslâm dîninden
olmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
Çünkü Allah Teâlâ bu ümmete dînini kemâle erdirmiş ve onların
üzerindeki nimetini tamamlamış, izin vermedği şeyi dîn
haline getiren herkesi inkâr edip reddetmiştir.
Nitekim Allah Teâlâ apaçık kitabında Mâide sûresinde
şöyle buyurmuştur:
((...
الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي
وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِيناً...)) [سورة المائدة من
الآية :3]
"Bugün size
dîninizi
(zaferi
gerçekleştirmek ve şeriatını tamamlamak sûretiyle) kemâle
erdirdim. (Sizi câhiliyye karanlığından İslâm nûruna
çıkarmak sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak da
size İslâm'ı seçtim (siz de İslâm'ı kendiniz için dîn
seçin)." (Mâide Sûresi:3)
Allah -azze ve celle- Şûrâ sûresinde de
şöyle buyurmuştur:
((أَمْ
لَهُمْ شُرَكَاء شَرَعُوا لَهُم مِّنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَن بِهِ اللهُ
وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ
عَذَابٌ أَلِيمٌ{21})) [ سورة
الشورى الآية:
٢١ ]
Büyük
tehlikesine karşılık İslâm ümmetini uyarmak ve onları
bid'atları işlemekten uzaklaştırmak için, bid'atlardan
sakınmak gerektiği ve bid'atların açıkça dalâlet
(sapıklık) olduğu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den
gelen sahih hadislerde sâbittir.
Nitekim bu hadislerden bazıları
şunlardır:
Buhârî ve Müslim'in sahihlerinde Âişe'den -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ
رَدٌّ.))
[ متفق عليه ]
"Her kim, bu işimizde
(dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık
veya gizli Kur'an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur
(bâtıldır)." (Buhârî; hadis no:
2697.Müslim; hadis no: 1718.)
Müslim'in
rivâyetinde ise Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا
فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]
"Her kim, işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o
işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona
itibar edilmez)." (Müslim;
hadis no:1718.)
Yine,Müslim'in sahihinde Câbir'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o şöyle demiştir:
(( كاَنَ رَسُولُ اللهِ
ج يَقُولُ فيِ خُطْبَتِهِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ: أَمَّا
بَعْدُ: فَإِنَّ خَيْرَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ، وَخَيْرَ الْهَدْيِ هَدْيُ
مُحَمَّدٍ
ج، وَشَرَّ الأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا، وَكُلَّ
بِدْعَةٍ ضَلالَةٌ.)) [ رواه
مسلم]
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- Cuma günü hutbesinde şöyle derdi (hutbesine
şöyle başlardı): Şüphesiz sözlerin en hayırlısı,
Allah'ın kitabıdır. Yolların en güzeli, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoludur. İşlerin en şerlisi, (dînde aslı olmayıp) sonradan
çıkarılan yeniliklerdir (dîndeki bid'atlardır).Her bid'at
da dalâlettir." (Müslim).
Nesâî, "ceyyid" (iyi) bir senedle şu
fazlalığı da rivâyet etmiştir:
(( ... وَكُلَّ
ضَلالَةٍ فِي النَّارِ.))
Her dalâlet
(in sahibi) de, ateştedir." (Nesâî;
hadis no:1560. Elbânî,"Sahîh-i Sünen-i Nesâî; hadis no:1578.)
Irbâd b. Sâriye'den
-Allah ondan
râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
((
وَعَظَنَا رَسُولُ اللهِ
ج مَوْعِظَةً بَلِيغَةً ذَرَفَتْ
مِنْهَا الْعُيُونُ، وَوَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ. فَقَلْنَا: يَا رَسُولَ اللهِ!
كَأَنَّهَا مَوْعِظَةُ مُوَدِّعٍ، فَأَوْصِنَا. فَقَالَ: أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللهِ،
وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ، وَإِنْ تَأَمَّرَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ، فَإِنَّهُ مَنْ
يَعِشْ مِنْكُمْ فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي
وَسَنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ مِنْ بَعْدِي،
تَمَسَّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا
بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الأُمُورِ، فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ
بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلالَةٌ.)) [ رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize çok tesirli
bir öğüt verdi.Bu öğütten dolayı gözler
yaşardı ve kalpler ürperdi.
Biz:
- Ey
Allah’ın elçisi! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin
öğüdüne benziyor, o halde bize bir tavsiyede bulunur musun? dedik.
Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
- Size,
Allah’tan korkmanızı, başınıza bir köle bile emir
olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim.Benden sonra sağ
kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler.O zaman
sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve benden sonraki doğru yolu bulmuş râşid
halîfelerimin sünnetini alın ve onlara, azı dişlerinizle
ısırırcasına sımsıkı sarılın. (Dînde aslı
olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerden sakının.
Çünkü (dînde) sonradan çıkarılan her yenilik,
bid'attir. Her bid'at, dalâlettir (sapıklıktır)." (İmam Ahmed; hadis no: 4/126. Tirmizî; hadis no: 2676.)
Bu anlamdaki hadisler pek çoktur.
Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem-'in ashâbı
-Allah onlardan râzı olsun- ile onlardan sonra gelen selef-i salih,
insanları bid'atlardan sakındırıp korkuttukları
sâbittir. Bunun da sebebi; bid'atların dîne sonradan eklenen bir
fazlalık olması, Allah Teâlâ'nın izin vermediği bir dîn
olması, dînlerine onda olmayan fazlalık ekleyen ve Allahın izin
vermediği dînde yenilik çıkaran Allah'ın düşmanları
yahudi ve hıristiyanlara benzemekten dolayıdır. Çünkü
bid'atları kabul etmek, İslâm dîninin eksik olduğunu ve kâmil
olmadığını itham etmeyi gerektirir.Bu düşüncenin büyük
bir fesat ve çok çirkin bir münker olduğu, Allah -azze ve celle-'nin
şu sözüne ters geldiği bilinen bir şeydir:
((...
الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي
وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِيناً...)) [سورة المائدة من
الآية :3]
"Bugün size
dîninizi
(zaferi
gerçekleştirmek ve şeriatını tamamlamak sûretiyle) kemâle
erdirdim. (Sizi câhiliyye karanlığından İslâm nûruna
çıkarmak sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak da
size İslâm'ı seçtim (siz de İslâm'ı kendiniz için dîn
seçin)." (Mâide Sûresi:3)
Yine,bid'atları kabul etmek, bid'atlardan
sakınmayı ve onlardan uzaklaşmayı emreden
Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem-'in açık hadislerine aykırı bir
davranıştır.
Bu bid'atı, yani İsrâ ve Mirac gecesini kutlama
bid'atını reddetmek ve ondan sakındırmak gerektiği ve
bu bid'atın hiçbir şekilde İslâm dîninden
olmadığı konusunda hakkı arayan kimse için bu
zikrettiğimiz delillerin yeterli ve iknâ edici olmasını ümit
ederim.
Allah Teâlâ müslümanlara öğüt vermeyi ve onlara
meşrû kıldığı dîni açıklamayı farz
kılıp ilmi gizlemeyi haram kılınca, birçok ülkede
yaygınlaşan, hatta kimi insanların dînden olduğunu
zannettikleri bu bid'at konusunda müslüman kardeşlerimi uyarmayı
kendime bir görev saydım.
Allah Teâlâ'dan bütün müslümanların hallerini
düzeltmesini ve onları dînde bilgili kılmasını, bizi ve
onları hakka sımsıkı sarılma ve hak üzere sâbit kalma
konusunda muvaffak kılmasını, hakka aykırı olan
şeyleri terketmeyi nasip etmesini dilerim.Şüphesiz ki O, bunun
üstesinden gelen ve buna gücü yetendir.
Allah Teâlâ, kulu ve elçisi, Peygamberimiz Muhammed'e,
âile halkına ve ashâbına salât e selâm eylesin ve onu mübârek
kılsın.
Abdulaziz b. Baz