Vela ve Bera Mefhumu

Vela ve Bera Mefhumu

"Kâfirleri sevmenin ve onlara dostluk beslemenin haram oluşu": Bu önemli ve büyük kaidenin açıklaması . Hıristiyanların bayram kartlarını satmak. Kâfir bir ülkeden vatandaşlık almanın hükmü. Yılbaşında fakir âilelere hediyeler satın almak için yardım toplamanın hükmü. Miladi tarihi kullanmak, kâfirlere dostluk beslemek sayılır mı?. KÂFİRLERİN BAYRAMLARINI KUTLAMANIN HÜKMÜ. KÂFİRLERİN BAYRAMLARINA İŞTİRAK ETMENİN (KATILMANIN) HÜKMÜ.

"Kâfirleri sevmenin ve onlara dostluk beslemenin haram oluşu": Bu önemli ve büyük kaidenin açıklaması
Sizden, "kâfirleri sevmek ve onlara dostluk beslemek" ibâresinden ne kastedildiğini örneklerle açıklamanızı istirham ediyoruz.

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Evet. Bu konuda vereceğimiz örnekler, amaçlanan şeyi beyan eder ve onu açıklığa kavuşturur. Bu sebeple biz hemen bu konuya geçip ilim ehli ile davet önderlerinin zikrettikleri, kâfirleri sevmenin ve onlara dostluk beslemenin en önemli şekillerinden bazılarını zikredelim:

1.                       Onların küfrüne (inkârına) rıza göstermek veya onların kâfir olduklarında şüphe etmek veya onların kâfir olduklarını söylemekten kaçınmak veyahut da onların dinlerini methetmek.

Allah Teâlâ, küfre râzı olan kimsenin de kâfir olacağı konusunda şöyle buyurmuştur:

 (( مَنْ كَفَرَ بِاللهِ مِن بَعْدِ إيمَانِهِ إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْإِيمَانِ وَلَـكِن مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ )) [ سورة النحل الآية:  106 ]

"Kalbi îmânla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, îmân ettikten sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara (dînden dönenlere), Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır."[1]

Allah Teâlâ, tâğût'u inkâr etmeyi gerekli ve şart kılarak şöyle buyurmuştur:

(( لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ )) [ سورة البقرة الآية: 256 ]

"Dînde zorlama yoktur. Artık doğru eğriden (hak bâtıldan, hidâyet dalâletten, hayır şerden, îmân küfürden) iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp reddeder ve Allah'a îmân ederse, kopmayan sapasağlam bir kulpa tutunmuştur. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."[2]

Allah Teâlâ, müşrikleri müslümanlardan üstün tutan ve onları tercih eden Yahudiler hakkında da şöyle buyurmuştur:

(( أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيباً مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَؤُلاء أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ سَبِيلاً )) [ سورة النساء الآية: 51 ]

"(Ey elçi!) Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları (Tevrat'tan ilim verilmiş olan Yahudileri) görmedin mi? Onlar, "cibt"e ve "tâğût"a (puta ve şeytana) inanıyorlar. (Allah'ı ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i) inkâr edenler için de: 'Bunlar, îmân edenlerden daha doğru yoldadırlar' diyorlar."[3]

2.                       Kâfirlerin hükmüne başvurmak (onların kanunlarıyla muhakeme olmak).

Oysa Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَنْ يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيداً )) [ سورة النساء الآية: 60 ]

"(Ey elçi!) Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddiâ edenleri (münafıkları) görmedin mi? Tâğût'u tanımamaları (inkâr etmeleri) kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor."[4]

3.                       Kâfirlere muhabbet beslemek ve onları sevmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( لَا تَجِدُ قَوْماً يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ...)) [ سورة المجادلة من الآية: 22 ]

"Allah'a ve âhiret gününe îmân eden hiçbir topluluğun; babaları, çocukları, kardeşleri veya kendi aşiretleri (soyları) olsalar bile, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselere sevgi ve dostluk beslediğini göremezsin."[5]

4.                       Kâfirlere meyletmek, onlara güvenmek, onları dayanak ve arkadaş edinmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لاَ تُنْصَرُونَ )) [ سورة هود الآية: 113 ]

"Zulmedenlere eğilim göstermeyin (meyletmeyin), yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka (size yardım edecek ve işlerinizi üstlenecek) velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz."[6]

5.                       Müslümanlara karşı kâfirlere yardım etmek ve onlara destek olmak.

Oysa Allah Teâlâ mü'minler hakkında şöyle buyurmuştur:

(( وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللهُ إِنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ )) [ سورة التوبة الآية: 71 ]

"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. Onlar iyiliği emreder ve kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirler. Allah'a ve elçisine itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir."[7]

Allah Teâlâ kâfirler hakkında da şöyle buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ)) [ سورة المائدة الآية: 51]

"Ey îmân edenler! Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."[8]

6.                       Kâfirlerin toplumlarına girip onlara karışmak, onların partilerine üye olmak, onların sayılarını çoğaltmak, (gerek olmadığı halde) onların vatandaşlıklarına geçmek, onların ordularında hizmet etmek ve silahlarının gelişmesine çalışmak ve katkıda bulunmak.

7.                       Kâfirlerin kanunlarını müslüman ülkelere getirmek ve müslümanları bu kanunlarla yönetmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ )) [ سورة  المائدة الآية: 50 ]

"Yoksa onlar (yahudiler, aralarında hüküm vermesi için) cahiliye hükmünü mü istiyorlar? (Allah'ın şeriatını akıl edip) îmân eden bir topluluk için, hüküm bakımından Allah'tan daha güzel kim olabilir?"[9]

8.                       Genel olarak kâfirlere dostluk beslemek, onlardan arkadaşlar ve yardımcılar edinmek.

Oysa Allah Teâlâ bunu yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ)) [ سورة المائدة الآية: 51]

"Ey îmân edenler! Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."[10]

9.                       Dinin hesabına kâfirlere yağcılık yapmak ve onlara şirin görünmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ )) [ سورة القلم الآية: 9 ]

"Onlar, senin kendilerine yaranmanı (üzerinde bulundukları bazı şeylerde onlara yapmacık davranmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranacaklardı."[11]

10.                   Kâfirlerle oturup kalkmak ve Allah'ın âyetleriyle alay ettikleri vakitlerde onların yanlarına girip oturmak da dînin hesabına kâfirlere yağcılık yapmaya ve onlara şirin görünmeye girer.

Oysa Allah Teâlâ bunu yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

(( وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذاً مِثْلُهُمْ إِنَّ اللهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعاً)) [سورة النساء الآية: 140]

"Oysa Allah size Kitap'ta (Kur'an'da): 'Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır."[12]

11.                   Kâfirlere güvenmek, müslümanları bırakıp onlardan sırdaş edinmek ve onları danışmanlar yapmak.

Oysa Allah Teâlâ bunu yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ {118} هَاأَنتُمْ أُوْلاء تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ عَضُّواْ عَلَيْكُمُ الأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُواْ بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ{119} إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُواْ بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئاً إِنَّ اللهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ{120})) [ سورة آل عمران الآية: 118-120 ]

"Ey îmân edenler! Sizin dışındakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar, size kötülük yapmaktan asla geri durmazlar, sıkıntı (ve zorluğa) düşmenizi isterler. Gerçekten onların kinleri ağızlarından çıkan sözlerinden apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri (size karşı besledikleri düşmanlık) ise daha büyüktür. Şüphesiz düşünüp anlamanız için size ayetlerimizi açıkladık. İşte bu, (sizin onları sevmekte hatalı olduğunuzu gösterir ki) onları sevdiğiniz (ve onlara iyilikte bulunduğunuz) halde, onlar sizi sevmezler (size düşmanlık ve kin beslerler). Siz, (Allah tarafından indirilen bütün) kitaplara îmân edersiniz. Onlar sizinle karşılaştıklarında (Kur’an’a) îmân ettik, derler. (O halde siz nasıl olur da onları seversiniz?) Onlar birbirleriyle baş başa kaldıkları zaman da, (müslümanların birbirlerine olan dostluklarını, sözlerinde bir olmalarını, İslâm’ın azîz, onların ise zelîl olduklarını gördüklerinden dolayı) size olan kinlerinden parmaklarının uçlarını ısırırlar. (Ey Nebi! Onlara) De ki: Kininizle (kahrolup) ölün. Şüphesiz Allah, kalplerde olanı hakkıyla bilir. (Ey mü’minler! Onların size olan düşmanlıklarından birisi de) size bir iyilik dokunsa, bu onları üzer ve kederlendirir, başınıza bir belâ gelirse, buna da sevinirler."[13]

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı Âişe'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

(( خَرَجَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قِبَلَ بَدْرٍ فَلَمَّا كَانَ بِحَرَّةِ الْوَبَرَةِ أَدْرَكَهُ رَجُلٌ قَدْ كَانَ يُذْكَرُ مِنْهُ جُرْأَةٌ وَنَجْدَةٌ فَفَرِحَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ رَأَوْهُ فَلَمَّا أَدْرَكَهُ قَالَ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جِئْتُ لَأَتَّبِعَكَ وَأُصِيبَ مَعَكَ، قَالَ لَهُ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تُؤْمِنُ بِاللهِ وَرَسُولِهِ؟ قَالَ: لا، قَالَ: فَارْجِعْ، فَلَنْ أَسْتَعِينَ بِمُشْرِكٍ، قَالَتْ: ثُمَّ مَضَى حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالشَّجَرَةِ أَدْرَكَهُ الرَّجُلُ، فَقَالَ لَهُ:كَمَا قَالَ أَوَّلَ مَرَّةٍ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَمَا قَالَ أَوَّلَ مَرَّةٍ، قَالَ: فَارْجِعْ، فَلَنْ أَسْتَعِينَ بِمُشْرِكٍ، قَالَ: ثُمَّ رَجَعَ فَأَدْرَكَهُ بِالْبَيْدَاءِ، فَقَالَ لَهُ كَمَا قَالَ أَوَّلَ مَرَّةٍ، تُؤْمِنُ بِاللهِ وَرَسُولِهِ؟ قَالَ: نَعَمْ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: فَانْطَلِقْ.)) [ رواه مسلم ]

"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Bedr'e doğru yola çıktı. Harratu'l-Vebera denilen yere varınca, cesareti ve kahramanlığı ile ünlü bir adam arkadan gelip Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yetişti.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ashâbı adamı görünce sevindiler.

Adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e:

-Emrine girmek ve seninle birlikte savaşıp ganimet elde etmek için geldim, dedi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona;

-Allah'a ve elçisine îmân ediyor musun? diye sordu.

Adam:

- Hayır! dedi.

-Öyleyse geri dön! Çünkü ben bir müşrikten asla yardım istemem! buyurdu.

Âişe -Allah ondan râzı olsun- dedi:

-Adam gitti, ağacın yanına vardığımızda tekrar gelip yetişti. İlk teklifini tekrarladı.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-  de önceki söylediklerini tekrar etti:

-Öyleyse dön! Ben bir müşrikten asla yardım istemem! buyurdu.

Adam ayrıldı, sonra Beydâ denilen yerde bize tekrar yetişti. Üçüncü kez teklifini yeniledi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona tekrar:

- Allah'a ve elçisine îmân ediyor musun? diye sordu.

Adam:

- Evet! dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

-O halde (haydi bizimle) yürü!"[14]

Bu âyet ve hadislerden oluşan naslardan, müslümanların durumlarına ve onların gizli sırlarına muttali olmalarına sebep olacakları ve müslümanlara zarar verebilecekleri işlerde kâfirlere görev vermenin haram olduğunu açıkça öğrenmiş oluyoruz.

12.                   Onunla müslümanlara başkanlık edecek, onları aşağılayacak, muvahhidlerı boyundurukları altına alacak ve ibadetlerini eda etmelerine engel olacak idârî makamlara kâfirleri getirmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( ... وَلَن يَجْعَلَ اللهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً )) [ سورة النساء من الآية: 141 ]

"...Allah, mü'minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir."[15]

İmam Ahmed -Allah ona rahmet etsin- Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiğine göre, Ebû Mûsâ el-Eş’arî şöyle demiştir:

 

(( قُلْتُ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّه عنه: إِنَّ لِي كَاتِباً نَصْرَانِياً، قَالَ: مَا لَكَ؟ قَاتَلَكَ اللهُ! أَمَا سَمِعْتَ قَوْلَ اللَّهِ تَعَالَى {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ} [المائدة:51]  أَلَا اتَّخَذْتَ حَنِيفًا؟ قَالَ: قُلْتُ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ! لِي كِتَابَتُهُ، وَلَهُ دِيُنُهُ. قَالَ: لَا أُكَرِّمُهُمْ إِذْ أَهَانَهُمُ اللَّهُ، وَلا أُعِزُّهُمْ إِذْ أَذَلَّهُمُ اللَّهُ، وَلَا أُدْنِيهِمْ إِذْ أَقْصَاهُمُ اللَّهُ.)) [ رواه أحمد ]

"Ömer b. El-Hattab'a -Allah ondan râzı olsun-:

-Benim hıristiyan bir kâtibim var, dedim.

O da bana dedi ki:

-Yazıklar olsun sana. Allah senin cezanı versin. Allah Teâlâ’nın:

"Ey îmân edenler! (Mü’minlere karşı) Yahûdî ve Hıristiyanları, dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır."[16] buyurduğunu işitmedin mi?

Hanîf (Tevhîd ehlinden) olan birini kâtip edinemez miydin?

Ben de ona:

-Ey mü’minlerin emîri! Yazı işlerinde çalışması (kâtipliği) benim içindir, dîni de kendisine aittir, dedim.

Bunun üzerine o:

-Allah onları alçaltmışken, ben onları şereflendirip onlara saygı gösteremem. Allah onları zelîl kılmışken, ben onları yüceltemem. Allah onları uzaklaştırmış iken, ben onları (kendime) yaklaştıramam."[17]

13.                   Kâfirleri, müslümanların evlerinde onların mahremlerine muttali olmalarını ve müslümanların çocuklarını küfür üzere eğitmelerini sağlamak da, kâfirleri sevmenin ve onlara dostluk beslemenin önemli şekillerinden birisidir.

Nitekim günümüzde bu durum vuku bulmuş ve kâfirler; işçi, şoför, hizmetçi ve evlerde mürebbiye olarak çalıştırılmak üzere müslüman ülkelere getirilmiş ve müslüman ailelerle aynı ortamda karma bir hayat yaşamaları sağlanmıştır.

14.                   Müslüman çocukları, kâfirlerin (Yahudi ve Hıristiyanların) okullarına, misyoner yetiştiren enstitülere, fakültelere ve kötü amaçla açılan üniversitelere kaydetmek ve müslüman çocukların, kâfir ailelerle birlikte ikâmet etmelerini sağlamak.

15.                   Giyim, kuşam, konuşma ve diğer hallerde kâfirlere benzemek. Çünkü bu durum, kendisine benzemeye çalışılan kimseyi sevmeyi gerektirir.

Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ.)) [ رواه أبو داود وأحمد ] 

"Her kim, bir topluluğa benzerse (onların giyindiği gibi giyinirse, gittiği yolda giderse ve onların işlediği fiilleri işlerse), (günah ve sevap bakımından) o da onlardandır."[18]

Bu sebeple kâfirlerin gelenek ve göreneklerinden, ibadetlerinden, özellik ve ahlâkından olan konularda kâfirlere benzemek haramdır.

Örneğin sakalları tıraş etmek, bıyıkları uzatmak, gerek olmadığı halde onların diliyle konuşmak, onlar gibi giyinmek ve onlar gibi yemek ve içmek gibi...

16.                   Gerek ve zaruret olmadığı halde kâfirlerin ülkesinde ikâmet etmek.

Bunun içindir ki dînini emirlerini yaşayamayan mustaz'af müslümanın, hicret etmeye gücü yetiyorsa, kâfirlerin arasında ikâmet etmesi haramdır.

Nitekim Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

 (( إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ قَالْوَاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا فَأُوْلَـئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيراً{97} إِلاَّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلاَ يَهْتَدُونَ سَبِيلاً{98} فَأُوْلَـئِكَ عَسَى اللهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللهُ عَفُوّاً غَفُوراً{99})) [ سورة النساء الآيات: 97-99 ]

"(Kâfirlerin diyarında kalıp hicreti terk ederek) nefislerine zulmedenlere melekler, canlarını alırken (onları azarlayıp şöyle) derler: ‘(Dininiz konusunda) ne işle meşguldünüz?  Onlar: ‘Biz, yeryüzünde (zulüm ve kahrı kendimizden savuşturmaktan) âciz kimselerdik, derler. Melekler (onlara): Allah’ın arzı, geniş değil miydi? (Dininiz konusunda emîn olabilmeniz için bulunduğunuz yerden başka bir yere) hicret etseydiniz ya! derler. İşte bunların barınağı, cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir. (Kendilerinden zulüm ve kahrı savuşturmaya) gücü yetmeyen erkek, kadın ve çocuklardan âciz kimseler ve (içerisinde bulundukları zor durumdan kurtulmaya) hiçbir yol bulamayanlar (bu kötü dönüş yerinden) müstesnadır. Umulur ki Allah, (hallerini bildiğinden dolayı) bunları affeder. Allah, çok affedici ve çok bağışlayıcıdır." [19]

Allah Teâlâ, hicret etmeye gücü yetmeyen kimseden başkasının kâfirlerin diyarında ikâmet etmesini mazur görmemiştir.

Aynı şekilde, insanları Allah'ın yoluna dâvet etmek ve İslâm'ı yaymak gibi dîni bir menfaat için kâfirlerin diyarında ikâmet eden kimse de bu konuda mazur görülmüştür.

Müslümanın, kâfirlerin ülkesine gitmek için şüpheleri savacak dînî bir ilme, şehvetlere karşı duracak bir îmâna sahip olması, dîninin emirlerini açıkça yerine getirmesi, müslümanlığıyla şeref duyması, şer ve fitne yerlerinden uzak durması, düşmanlarının hile ve desiselerine karşı dikkatli olması şarttır.

Aynı şekilde Allah'ın yoluna dâvet etmek ve İslâm'ı yaymak için kâfirlerin ülkesine yolculuk yapmak, kimi zaman câiz, kimi zaman da farz olur.

17.                   Kâfirleri methetmek, onları müdafaa etmek, uygarlık ve medeniyette onların yüceldiklerini belirtmek, bâtıl inançlarına ve bozuk dînlerine bakmaksızın, onların ahlâk ve becerilerini beğenmek:

Oysa Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجاً مِّنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَى )) [ سورة طه الآية: 131 ]

"(Ey Nebi!) Onları sınamak için onlardan bir kısmını faydalandırıp eğlenmelerini sağladığımız dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabbinin rızık (ve sevabı, kendilerini faydalandırdığımız dünya hayatının süsünden) daha hayırlı ve daha devamlıdır." [20]

18.                   Kâfirlere tâzim göstermek, "ekselans" lakabı gibi, onları yücelten lakaplar kullanmak, onlara selâm vermek, oturumlarda ve yollarda onlara öncelik vermek.

Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

 (( لاَ تَبْدَءُوا الْيَهُودَ وَلاَ النَّصَارَى بِالسَّلاَمِ، فَإِذَا لَقِيتُمْ أَحَدَهُمْ فِي طَرِيقٍ فَاضْطَرُّوهُ إِلَى أَضْيَقِهِ.)) [ رواه مسلم ]

"Yahûdî ve hıristiyanlara ilk önce selâm veren siz olmayın. Onlardan birisiyle yolda karşılaştığınız zaman onu, yolun dar olan tarafına doğru sıkıştırın." [21]

19.                   Müslümanların tarihini bırakmak ve özellikle kâfirlerin dînî merâsimlerini ve bayramlarını gösteren milâdî takvim gibi tarihleri kullanmak. Çünkü milâdî takvim, İsâ -aleyhisselâm-’ın doğum yıldönümünü hatırlatan bir takvimdir. Bu takvimi, hıristiyanlar kendi yanlarından uydurmuşlardır. Yoksa İsâ -aleyhisselâm-’ın dîninde böyle bir şey yoktur. Bu sebeple milâdî tarihi kullanmak, onların sembol ve bayramını ihyâ etmeye iştirak etmek demektir

Sahâbe -Allah onlardan râzı olsun- bundan kaçınmak için bir tarih konulmasını istediklerinde, ikinci halîfe Ömer -Allah onlardan râzı olsun- kâfirlerin tarihlerini kullanmaktan vazgeçip Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hicretini, tarihin başlangıcı olarak kullanmaya başladılar. Bu olay, kâfirlerin hususiyetlerinden olan bu ve buna benzer şeylerde onlara aykırı davranmanın farz olduğuna delâlet eder.

20. Kâfirlerin bayramlarına iştirak etmek veya bu bayramları düzenlemelerine yardım etmek veya bu münasebetle onları tebrik etmek veyahut da bu bayramların düzenlendiği yerlerde hazır bulunmak.

Allah Teâlâ’nın:

(( وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً )) [ سورة الفرقان الآية:72 ]

"(Rahmân’ın kulları) Onlar ki, yalan yere şâhitlik etmezler. Boş ve kötü lakırdıya rastladıkları zaman, yüz çevirip vakarla geçerler."[22]

Sözü, tefsirciler tarafından:

"(Rahmân’ın kullarının hasletlerinden birisi de) kâfirlerin bayramlarında hazır bulunmazlar..."

Şeklinde tefsir edilmiştir.

21. Kâfirlerin çirkin isimleriyle isimlenmek (çocuklara onların isimlerini vermek). [23]

Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Abduluzzâ (Uzza'nın kulu) ve Abdulkâbe (Kâbe'nin kulu) gibi şirkî isimleri değiştirmiştir.

22. Kâfirler için Allah’tan istiğfarda bulunmak ve onlara rahmet okumak:

Oysa Allah Teâlâ, kâfirler için istiğfarda bulunmayı ve onlara rahmet okumayı mü’minlere haram kılmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَنْ يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ )) [ سورة التوبة الآية: 113 ]

"(Şirk üzere ölüp) cehennem ehli oldukları onlara apaçık belli olduktan sonra akrabaları bile olsalar, müşrikler için (Allah’tan) af dilemek, ne Nebi'ye, ne de îmân edenlere yaraşır (uygun düşer)."[24]

İşte bu saydıklarımız, kâfirleri sevmenin ve onlara dostluk beslemenin haram olduğunu açıklayan bazı örneklerdir.

Allah Teâlâ'dan selim bir akîde ve güçlü bir îmân dileriz.

O, her şeyde kendisinden yardım istenen yegâne ilahtır.

[1]  Nahl Sûresi: 106

[2]  Bakara Sûresi: 256

[3]  Nisâ Sûresi: 51

[4]  Nisâ Sûresi: 60

[5]  Mucadele Sûresi: 22

[6]  Hûd Sûresi: 113

[7]  Tevbe Sûresi: 71

[8] Mâide Sûresi: 51

[9]  Mâide Sûresi: 50

[10] Mâide Sûresi: 51

[11]  Kalem Sûresi: 9

[12]  Nisâ Sûresi:140

[13]  Âl-i İmrân Sûresi:118-120

[14] Müslim, hadis no: 3388

[15]  Nisâ Sûresi: 141

[16] Mâide Sûresi: 51

[17]  İmam Ahmed rivâyet etmiştir.

[18] İmam Ahmed, hadis no: 2/50. Ebu Davud, hadis no: 4/314. İbn-i Teymiyye, "İktidâu's-Sıratı'l-Mustakîm", c: 1, s: 279'da hadisinin senedinin ceyyid/iyi olduğunu söylemiştir. Suyutî de "el-Câmiu's-Sağîr", hadis no: 5893'de hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.

[19]  Nisâ Sûresi: 97-99

[20]  Hicr Sûresi: 88

[21]  Müslim, hadis no: 4030

[22]  Furkan Sûresi: 72

[23]  Öyle ki bazı müslümanlar, yaşadıkları toplumlarında babaları, anaları, dedeleri ve ninelerinin isimleriyle bilinen isimleri bırakıp erkek ve kız evlâtlarına yabancı isimler vermektedirler. Lara, Melisa, Rosa, Suzan, Linda, Manolya ve Yara gibi isimler bunlardan bazılarıdır. (Çeviren)

[24] Tevbe Sûresi: 113

Muhammed Salih el-Muneccid


Hıristiyanların bayram kartlarını satmak
Ben, muhasebeciyim. Çalıştığım işyerinde İsâ'nın doğum günü (yılbaşı) kartlarının üzerinde:
"İsâ, Allah'ın oğludur" "O, seni seviyor" gibi şirk içeren ibâreler bulunmaktadır.
Müşteri, bu kartları bana getirdiğinde ben ona açıklama yapıyor, öğüt veriyorum ve parayı kayıt cihazına koyuyorum.
Bundan dolayı ben kâfir miyim?
Ben, şirkten, hıristiyanlıktan ve hıristiyanlardan nefret ediyorum. Acaba ben kâfir miyim?

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Mü'min olduğunuz, şirkten ve hıristiyanlıktan nefret ettiğiniz sürece siz,kâfir değilsiniz. Aksine siz, tevhid üzere olduğunuz ve dînden çıkaran bir şey işlemediğiniz sürece  müslümansınız. Fakat bilmeniz gerekir ki, bir müslümanın, hangi vesileyle olursa olsun, bayramlarını kutlamaları için kâfirlere yardımcı olması veya bu bayramları kutlaması câiz değildir. Hıristiyanların bayramlarında kullandıkları kartları satmak da bundandır.

Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin-, büyük kitabı "İktidâu's-Sırâtı'l-Mustakîm Muhâlefeti Ashâbi'l-Cehîm" adlı kitabında şöyle demiştir:

"Müslümanın, bayramlarını kutlamalarına yardımcı olacak yiyecek, giyecek ve reyhan gibi şeyleri kâfirlere satmalarına veya onlara hediye etmelerine gelince, bu davranış, onların haram olan bayramlarını edâ etmelerine yardımcı olmayı içerir. 

Bu davranış; bir asıl üzerine bina olunmuştur ki o da: İçki edinmeleri amacıyla  kâfirlere üzüm veya meyve suyu satmak, câiz değildir.

Aynı şekilde müslümanla savaşması için kâfirlere silah satmak da câiz değildir."

Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin-, daha sonra Mâlikî âlimlerinden olan Abdulmelik b. el-Habîb'den şu görüşü nakletmiştir:

"Müslümanların, Hıristiyanların dînlerinin yararına olan bir şeyi onlara satmasının helal olmadığını görmez misin?

Onlara ne et, ne yemek, ne elbise satılır, ne de onlara binit (araç) ödünç verilir. Bayramlarını edâ etmeleri için onlara yardım da edilmez. Çünkü bu davranış; onların şirkini yüceltmek, ona tâzim göstermek ve küfürlerine yardım etmektir."[1]

Allah Teâlâ'dan, bizi hak üzere sâbit kılmasını, bizi bâtıldan uzak tutmasını ve kendi katından bize güzel ve helal rızık vermesini dileriz.

Allah Teâlâ, Peygamberimiz Muhammed'e salât ve selâm eylesin.


[1] İktidâu's-Sırâtı'l-Mustakîm Muhâlefeti Ashâbi'l-Cehîm, s: 229-231. (Dâru'l-Ma'rife baskısı.Tahkik: el-Fakkî)

Muhammed Salih el-Muneccid


Kâfir bir ülkeden vatandaşlık almanın hükmü
Kâfir bir ülkenin vatandaşlığını almanın (o ülkenin vatandaşlığına geçmenin) hükmü nedir?

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Bu soruyu, değerli âlim Abdullah b. Cibrîn'e -Allah ona rahmet etsin- arz ettiğimizde o şöyle cevap vermişti:

"Bir kimse, ülkesinden kovulduğu veya sığınacak bir ülke bulamadığı için kâfir bir ülkeden vatandaşlık talebinde bulunmak zorunda kalırsa, o ülkede dîninin gereklerini açıkça yaşamak ve dînî vecibeleri yerine getirmek şartıyla o ülkeden vatandaşlık alması câizdir. Fakat sadece dünyalık bir menfaat için kâfir bir ülkeden vatandaşlık elde etmeye gelince, bunu câiz görmüyorum.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.

Abdullah b. Cibrîn


Yılbaşında fakir âilelere hediyeler satın almak için yardım toplamanın hükmü
Benim okulumda her yıl bir sınıf, fakir bir âileye doğum günlerinde hediyeler satın almak için yardım toplama kampanyası düzenlemektedir.Fakat ben, fakir âile, bu hediyeleri teslim alırken: \"Allah, hıristiyanları mübârek kılsın\" diye duâ ettiği için bunu reddettim. Benim bu davranışım, doğru mudur?

Hamd, yalnızca Allah\'adır.

Sanırım siz,sorunuzda hıristiyanların tâzim gösterip yücelttikleri ve bayram edindikleri Mesih -aleyhisselâm-\'ın doğum gününü kastediyorsunuz. Hıristiyanların bayramları, onların dînlerindendir.Müslümanların,sevinç ve mutluluk duymak, hediyeler takdim etmek sûretiyle kâfirlerin bayramlarına saygı göstermeleri, onlara benzemeye çalışmak demektir.

Oysa Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ.)) [ رواه أبو داود وأحمد ] 

"Her kim, bir topluluğa (kavme) benzerse (onların giyindiği gibi giyinirse, gittiği yolda giderse ve onların işlediği fiilleri işlerse, günah ve sevap bakımından) o da onlardandır." (İmam Ahmed;hadis no: 2/50. Ebu Davud; hadis no: 4/314. İbn-i Teymiyye, "İktidâu\'s-Sıratı\'l-Mustakîm";c:1,s:279\'da hadisinin senedinin ceyyid olduğunu söylemiştir. Suyutî de "el-Câmiu\'s-Sağîr"; hadis no: 5893\'de hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.)

Bundan dolayı müslümanların, hıristiyanların bayramlarında ve onlara âit olan gelenek ve göreneklerde onlara benzemekten şiddetle sakınmaları gerekir.

(Soruyu soran kardeşim!) Doğum günleri münâsebetiyle fakir âileye yardım toplama kampanyasına katılmamak sûretiyle en güzel ve en doğru hareketi yapmış oldunuz.

Bu yol üzere bulunmaya devam ediniz.Müslüman kardeşlerinize de nasihat ediniz ve bu davranışın câiz olmadığını onlara açıklayınız.

Biz müslümanların, Ramazan bayramı ile Kurban bayramından başka bir bayramı yoktur. Allah Teâlâ, kâfirlerin bayramlarının yerine bu iki bayramı vererek bizi onlara muhtaç kılmamıştır. (Değerli âlim Abdurrahman el-Berrâk)

Biz müslümanlar, sadaka vermek istediğimiz zaman gerçek sahiplerine vermeye çalışır ve bu sadakayı vermek için, kâfirlerin bayram günlerini seçmeyiz. Aksine bu sadakayı, gerek duyulduğu her vakitte,sevapların kat kat verildiği Ramazan ve Zilhicce\'nin ilk on günü gibi fazîletli mevsimleri, açlık ve darlık zamanları gibi büyük hayır mevsimlerini fırsat biliriz.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ{11} وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ{12} فَكُّ رَقَبَةٍ{13} أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ{14} يَتِيماً ذَا مَقْرَبَةٍ{15} أَوْ مِسْكِيناً ذَا مَتْرَبَةٍ{16} ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ{17} أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ{18})) [ سورة البلد الآيات: 11-18 ]

"Âhiretin zorluğunu, malını harcamak sûretiyle aşıp kurtulmaya çalışsaydı ya!

Âhiretin zor ve onu aşmaya yardımcı olan şeyin ne olduğunu sana bildiren nedir?

O, mü\'min bir köleyi, (kölelikten) hürriyetine kavuşturmaktır.

Veya şiddetli açlık (kıtlık) gününde yemek yedirmektir.

Yakınlığı olan bir yetimi,

Yahut hiçbir şeye sahip olmayan bir yoksulu doyurmaktır.

     Sonra da gönülden îmân edip, birbirlerine sabrı ve şefkati tavsiye edenlerden olmaktır.

İşte hesap defterleri sağ ellerine verilecek olanlar, bunlardır." (Beled Sûresi: 11-18)

Allah Teâlâ, peygamberimiz Muhammed\'e salât ve selâm eylesin.

Muhammed Salih el-Muneccid


Miladi tarihi kullanmak, kâfirlere dostluk beslemek sayılır mı?
Miladi takvimi kullanmak, kâfirlere dostluk beslemek sayılır mı?

Hamd, yalnızca Allah\'adır.

Hayır. Miladi takvimi kullanmak, kâfirlere dostluk beslemek sayılmaz, fakat onlara benzemeye çalışmak sayılır.

Sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, kendi dönemlerinde miladi takvim olmasına rağmen onu kullanmamışlar, aksine miladi takvimi kullanmayı bırakıp hicri takvime yönelmişlerdir. Bu ise müslümanların, kâfirlerin âdetlerinden, gelenek ve göreneklerinden olan şeylerden tamamen ayrı olmaları gerektiğine ve miladi takvimin onların dînlerinin bir sembolü olduğuna bir delildir. Çünkü miladi takvim, Mesih\'in (İsa -aleyhisselâm-\'ın) doğumunu yüceltmeyi ve bu doğum yıldönümünü yılbaşında kutlamayı sembolize eder. Bu ise, bir bid\'attır ve bu bid\'atı çıkaranlar da hıristiyanlardır.

Bu sebeple biz, onların bu gelenek ve göreneklerine katılamayız, onları bu gibi şeylere teşvik de edemeyiz.

Eğer biz onların tarihini kullanırsak, bunun anlamı; onlara benzemeye çalışıyoruz demektir.

Allah\'a hamd olsun, muhâcir ve ensârın hazır bulunduğu bir zamanda mü\'minlerin emiri, râşid halife Ömer b. Hattab\'ın -Allah ondan râzı olsun- bizim için koyduğu hicri takvim vardır. Bu takvim bizim için yeterlidir.

Değerli âlim Salih el-Fevzân; "el-Muntekâ", c: 1, s: 257.


KÂFİRLERİN BAYRAMLARINI KUTLAMANIN HÜKMÜ
Kâfirlerin bayramlarını kutlamanın hükmü nedir?

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Kâfirlerin, "İsa'nın doğum günü" (Krismıs) diye bilinen yılbaşı bayramı ile başka dînî bayramlarını kutlamak, ittifakla haramdır. Nitekim İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- bunu, "Ahkâmu Ehli'z-Zimme" adlı kitabında nakletmiş ve şöyle demiştir:

"Küfrün sembolleri olan ve onlara âit olan şeyleri kutlamak,ittifakla haramdır.Örneğin bir kimsenin onların bayramlarını ve oruçlarını tebrik ederek: Bayramınız kutlu olsun veya bu bayram ile huzur içerisinde olasınız, demesi gibi. Böyle diyen kimse, küfürden kurtulsa bile, bunu söylemesi haramdır. Çünkü bu haraket, haça secde etmesinden dolayı onu kutlama mesâbesindedir. Hatta bu, Allah Teâlâ katında ondan daha büyük bir günah, içki içmekten, insan öldürmekten ve zinâ etmekten daha şiddetlidir. Dîne değer vermeyen pek çok kimse böyle duruma düşmekte ve yaptığı hareketin ne kadar çirkin olduğunu bilme-mektedir. Bir kulu, onun işlediği bir günah veya bid'at veyahut da küfriyle kutlayan kimse, hiç şüphesiz Allah Teâlâ'nın gazabına maruz kalmış olur."

Kâfirlerin dîni bayramlarını kutlamanın haramlığı ve İbn-i Kayyim'in zikrettiği mesâbede oluşunun sebebi; çünkü kendisi bu küfre râzı olmasa bile, böyle yapmakla onların üzerinde bulundukları küfür sembollerini onaylamış ve onlara râzı olmuş demektir. Fakat müslümanın kâfirlerin sembollerine râzı olması veya onları bu sembollerle kutlaması haramdır.Çünkü Allah Teâlâ bunlara asla râzı olmaz.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

إن تكفروا فإن الله غني عنكم ولا يرضى لعباده الكفر وإن تشكروا يرضه لكم [ سورة الزمر من الآية:  ٧]

"(Ey insanlar!Rabbinizi) inkâr ederseniz,(O’na îmân etmez ve Rasûlüne uymazsanız), O size muhtaç değildir. (O’nun size bir ihtiyacı yoktur, fakat siz O’na muhtaçsınız). O, kullarının kâfir olmalarına râzı olmaz (olmalarını da emretmez). (Ancak size bahşettiği nimetlere) şükrederseniz, ona râzı olur." (Zümer Sûresi: 7)

Yine, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 

اليوم أكملت لكم دينكم وأتممت عليكم نعمتي ورضيت لكم الإسلام ديناً [ سورة المائدة من الآية: ٣]

"... Bugün size dîninizi kemâle erdirdim, (sizi câhiliyet karanlığından İslâm nûruna çıkarmak sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak size İslâm’ı seçtim." (Mâide Sûresi: 3)

Kendisiyle ister aynı işyerinde olsunlar veya olmasınlar,kâfirlerin bayramını kutlamak haramdır.

Kâfirler, bize kendi bayramlarını kutlamaya ortak etmek istedikleri zaman onlara cevap vermemeliyiz.Çünkü bayramları, bizim bayramlarımız değildir ve onların bayramları, Allah Teâlâ'nın râzı olmadığı bayramlardır. Ayrıca bu bayramlar, dînlerine ya sonradan sokulmuş bid'atlardır ya da  dînlerince meşru olup da, Allah Teâlâ'nın cinlerin ve insanların hepsine birden gönderdiği Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dîni İslâm ile hükmü ortadan kaldırılan bayramlardır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

ومن يبتغ غير الإسلام ديناً فلن يقبل منه وهو في الآخرة من الخاسرين  [ سورة آل عمران الآية: ٨٥]

"Kim, İslâm’dan başka bir dîn isterse, o dîn ondan asla kabul olunmayacaktır.Ve o, âhirette hüsrâna uğrayanlardan olacaktır." (Âl-i İmrân Sûresi: 85)

Bir müslümanın, onların bu merasimi ile dâvetine icâbet etmesi, haramdır. Çünkü bu hareket, onların bayramını kutlamaktan daha büyüktür. Zirâ hem onların bayramını kutlamış, hem de onların merasimine iştirak etmiş olur.

Aynı şekilde bayram dolayısıyla törenler düzenlemek sûretiyle kâfirlere benzemeleri, karşılıklı hediyeler alıp vermeleri, tatlılar dağıtmaları, tabaklarda yemekler dağıtmaları veya o günde işi tatil etmeleri, müslümanların üzerine haramdır.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

 (( مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ )) [ رواه أبو داود ]

"Kim, (giyindikleri gibi giyinmek, onların gittikleri yoldan gitmek ve bazı fiillerinde onları taklit etmek sûretiyle) bir topluluğa benzerse, o da onlardan olur." (Ebu Dâvud)

Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin-, "İktidâu's-Sırâti'l-Mustakîm Muhâlefetu Ashâbi'l-Cehîm" adlı kitabında şöyle demiştir:

"Bazı bayramlarında kâfirlere benzemek, inandıkları bâtıl inançlarında kalplerine sevinç ve mutluluk girmesini gerektirir. Belki de onların bu hareketi fırsat bilmeleri ve zayıfları ezmeleri konusunda cesâretlendirir."

Kim bunlardan (yukarıda sağdığımız şeylerden) birisini yaparsa, ister onlara şirin görünmek için yapsın, ister sevgi ve muhabbet beslemek için yapsın, isterse utandığından veyahut da başka sebeplerden dolayı yapsın, günah işlemiş olur.Çünkü bu hareket, Allah'ın dîninde yağcılık yapmak ve iki yüzlü davranmaktır.Yine bu hareket, kâfirlerin kalplerininin güç ve kuvvet kazanmasına ve dînleriyle övünmelerine sebep olur.

Allah Teâlâ'dan, müslümanları dînleriyle güçlü kılmasını, onları dînlerinde sâbit kılmasını ve düşmanlarına karşı onlara yardım etmesini niyaz ederiz. Zirâ O, güç ve kuvvet sahibidir. (Mecmû'u Fetâvâ ve Resâili'ş-Şeyh İbn-i Useymîn; c: 3, s: 369) 

Muhammed Salih el-Muneccid


KÂFİRLERİN BAYRAMLARINA İŞTİRAK ETMENİN (KATILMANIN) HÜKMÜ
Ben, müslümanlardan pek çok kimsenin, kâfirlerin, "İsa'nın doğum günü" (Krismıs) diye bilinen yılbaşı bayramı ile diğer bazı bayramlarını kutlama törenlerine katıldıklarını gördüm. Bu kutlama törenlerine katılmanın dînen câiz olmadığını anlara gösterebilmem için Kur'an ve sünnetten delil var mıdır?

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Kâfirlerin, "İsa'nın doğum günü" (Krismıs) diye bilinen yılbaşı bayramı ile diğer bayramlarına katılmak, şu yönlerden câiz değildir.

Birincisi: Bu hareket, onlara benzemektir.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

 (( مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ )) [ رواه أبو داود ]

"Kim, (giyindikleri gibi giyinmek, onların gittikleri yoldan gitmek ve bazı fiillerinde onları taklit etmek sûretiyle) bir topluluğa benzerse, o da onlardan olur." (Ebu Dâvud)

Bu, büyük bir tehdittir.

Abdullah b. Amr'dan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

(( مَنْ بَنَى بِأَرْضِ الْـمُشْرِكِينَ، وَصَنَعَ نَيْرُوزَهُمْ وَمِهْرَجَانَهمْ، وَتَشَبَّهَ بِهِمْ حَتَّى يَمُوتَ حُشِرَ مَعَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.))  [ عون المعبود شرح سنن أبي داود]

"Kim, müşriklerin toprağında bir ev inşa eder, onların Nevruz bayramını ve şenliklerini kutlar, ölünceye kadar onlara benzerse, kıyâmet günü onlarla beraber haşrolur." (Avnu'l-Ma'bûd Şerhu Sünen-i Ebî Dâvud)

İkincisi:Kâfirlerin bayramlarına katılmak,onlara bir tür sevgi ve muhabbet beslemektir.

Oysa Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

لا تتخذوا اليهود و النصارى أولياء [ سورة المائدة الآية: ٥١]

"Ey îmân edenler! (Mü'minlere karşı) yahudî ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır.(Onlar,mü'minlere dostluk beslemezler.Yahudîler, yahudîlere, hıristiyanlar da, hıristiyanlara dostluk beslerler. Ancak her ikisi de düşmanlıkta mü'minlere karşı birleşirler. Ey mü'minler! Oysa siz birbirinize yardım etmeye daha lâyıksınız.) Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır.(Hüküm olarak onlar gibidir.) Şüphesiz ki Allah, (kâfirleri dost edinen) zâlimler topluluğunu asla doğru yola iletmez." (Mâide Sûresi:51)

Başka bir âyette şöyle buyurmuştur:

يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا عدوي وعدوكم أولياء تلقون إليهم بالمودة وقد كفروا بما جاءكم من الحق … [ سورة الممتحنة من الآية: ١]

"Ey îmân edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dostlar edinmeyin.Oysa onlar, size gelen gerçeği (Allah'a ve Rasûlüne îmân etmemişler, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem'e inen Kur'an'ı) inkâr etmişlerdir..." (Mümtehine Sûresi: 1)

Üçüncüsü: Bayram, dîn ve akîde ile ilgili bir meseledir.Dünya ile ilgili bir gelenek ve görenek değildir.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu hadisi buna delâlet etmiştir:

(( إِنَّ لِكُلِّ قَوْم عِيدًا وَهَذَا عِيدنَا. )) [ متفق عليه ]

"Şüphesiz her kavmin (milletin) bir bayramı vardır. Bu da bizim bayramımızdır." (Buhârî ve Müslim)

Kâfirlerin bayramı, onların bozuk olan, şirk ve küfür içeren inançlarına delâlet eder.

Dördüncüsü: Müfessirler, Allah Teâlâ'nın:

و الذين لا يشهدون الزور … [ سورة الفرقان الآية: ٧٢]

"Onlar (Rahmân'ın kulları), yalancı şâhitlik etmezler. (Bâtıl ehli ve) boş sözlerle karşılaştıklarında, (ondan yüz çevirmiş bir halde) vakarla oradan geçip giderler." (Furkan Sûresi:72)

Emrini,

"Onlar, müşriklerin bayramlarında hazır bulunmazlar" şeklinde tefsir etmişlerdir.

Kâfir birisine onların bayramlarına âit tebrik kartları hediye etmek veya bu kartlar ile birlikte mum, çam ağacı, yiyecek, hindi veya sopa şeklindeki tatlılar gibi, kâfirlerin bayramlarına âit olan şeyleri onlara satmak, câiz değildir.

Nitekim bu soruya benzer olan 947 nolu sorunun cevabında bu konuda detaylı açıklamalar geçmişti.

Muhammed Salih el-Muneccid
Vela ve Bera Mefhumu