Wed 23 Jm2 1435 - 23 April 2014
46068

KABİR AZABINA GÖTÜREN AÇIKLAMALI SEBEPLER

Sahiplerinin kabirlerde azap görmelerine sebep olan günahlar nelerdir?

Hamd, yalnızca Allah'adır.

45325 nolu sorunun cevabında kabir azabına götüren bu sebepler zikredilmişti. Burada kabir azabına götüren birtakım günahları, Kur'an ve sahih sünnetten delilleri ile birlikte zikredeceğiz.

Bu günahlardan bazıları şunlardır:

1.    Allah Teâlâ'ya ortak koşmak (şirk) ve O'nu inkâr etmek (küfür).

Nitekim Allah Teâlâ Firavun âilesi hakkında şöyle buyurmuştur:

( النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوّاً وَعَشِيّاً وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ) [ سورة غافر الآية :46 ]

“Onlar (Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah- akşam ateşe sunulurlar: Kıyâmetin kopacağı gün de (yaptıkları kötü amellerine karşılık olarak) Firavun âilesini en şiddetli azaba sokun!" ( Ğâfir Sûresi: 46 )

Allah Teâlâ yine bu konuda şöyle buyurmuştur:

(.... وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلائِكَةُ بَاسِطُو أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوا أَنْفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ) [ سورة الأنعام من الآية: ٩٣ ]

“(Ey Muhammed!) O zâlimleri, ölümün korkunç dehşeti ile boğuşurken, (canlarını alacak olan) melekler de ellerini uzatmış bir halde onlara: ‘Haydi düştüğünüz şu durumdan kendinizi kurtarın![1] Allah’a karşı gerçek olmayanı söylemenizden (iftira etmenizden) dolayı sizler, bugün en alçaltıcı azapla cezâlandırılacaksınız” derlerken onların halini bir görmüş olsaydın.” ( En'âm Sûresi: 93 )

 

Bunun sebebi ise, kâfir eceli geldiği zaman melekler kendisine onu azapla, işkencelerle, boynuna geçirilecek ateşten halkalar ve zincirlerle, azgın ateşle ve Allah Teâlâ'nın kendisine gazap etmesiyle müjdelerler.Ardından kâfirin ruhu bedenine yayılmaya başlar ve bedeninden çıkmamak için direnir.Bunun üzerine melekler, ruhu bedeninden çıkıncaya kadar ona vurmaya başlarlar ve ona şöyle derler:

( ... أَخْرِجُوا أَنْفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ) [ سورة الأنعام من الآية: ٩٣ ]

“Haydi düştüğünüz şu durumdan kendinizi kurtarın! Allah’a karşı gerçek olmayanı söylemenizden (iftira etmenizden) dolayı sizler, bugün en alçaltıcı azapla cezâlandırılacaksınız derlerken onların halini bir görmüş olsaydın.” ( En'âm Sûresi: 93 )

Şirkin kabir azabının sebeplerinden birisi olduğuna delâlet eden delillerden birisi de Zeyd b. Sâbit'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadistir.

Zeyd b. Sâbit -Allah ondan râzı olsun- bu konuda şöyle demiştir:

(( بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي حَائِطٍ لِبَنِي النَّجَّارِ عَلَى بَغْلَةٍ لَهُ وَنَحْنُ مَعَهُ إِذْ حَادَتْ بِهِ فَكَادَتْ تُلْقِيهِ، وَإِذَا أَقْبُرٌ سِتَّةٌ أَوْ خَمْسَةٌ أَوْ أَرْبَعَةٌ، فَقَالَ: مَنْ يَعْرِفُ أَصْحَابَ هَذِهِ الْأَقْبُرِ؟ فَقَالَ رَجُلٌ: أَنَا، قَالَ: فَمَتَى مَاتَ هَؤُلاَءِ؟ قَالَ: مَاتُوا فِي الْإِشْرَاكِ. فَقَالَ: إِنَّ هَذِهِ الْأُمَّةَ تُبْتَلَى فِي قُبُورِهَا، فَلَوْلاَ أَنْ لاَ تَدَافَنُوا لَدَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُسْمِعَكُمْ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ الَّذِي أَسْمَعُ مِنْهُ. ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ فَقَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ. فَقَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ. قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ )) [ رواه مسلم ]

“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine âit bir katırın üzerinde Neccar oğullarına âit bahçeden geçerken ve bizler onunla birlikte iken katırı yoldan saptı, neredeyse Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yere atıyordu.O sırada önümüzde  bir de ne görelim altı veya beş veyahut da dört kabir vardı. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bu kabir sahiplerini kim tanıyor? diye sordu. Orada bulunanlardan birisi:Ben, tanıyorum, dedi.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bunlar ne zaman öldüler? diye sordu. Adam: Şirk zamanında öldüler, dedi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Şüphesiz bu ümmet, kabirlerinde imtihan olunacaktır.Şayet (işittiğinizde) birbirinizi defnetmemenizden  endişe etmeseydim, şahsen işittiğim kabir azabını size de işittirmesi için Allah'a duâ ederdim.Ardından yüzünü bize dönerek: Cehennem azabından Allah'a sığının, dedi.(Sahâbe): Cehennem azabından Allah'a sığınırız, dediler. Kabir azabından Allah'a sığının, dedi.(Sahâbe): Kabir azabından Allah'a sığınırız, dediler.Fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah'a sığının, dedi. (Sahâbe): Fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah'a sığınırız, dediler. Deccâl'in fitnesinden Allah'a sığının, buyurdu. (Sahâbe): Deccâl'in fitnesinden Allah'a sığınırız, dediler." ( Müslim, hadis no: 2867 )

Hadiste geçen:

(( مَاتُوا فِي الْإِشْرَاكِ ))

"Şirk zamanında öldüler." Sözü, şirkin, kabir azabının sebeplerinden birisi olduğuna delildir.

2. Nifâk (münâfıklık), kabir azabının sebeplerinden birisidir.

Münâfıklar, insanlar içerisinde kabir azabına en lâyık kimselerdir. Nasıl olmasınlar ki! Onlar cehennemin en alt tabasında azap göreceklerdir.

Nitekim Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

( وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَى عَذَابٍ عَظِيمٍ) [ سورة التوبة الآية: 101 ]

"Çevrenizdeki bedevîlerden ve Medine halkından öyle münafıklar vardır ki onlar münâfıklıkta mahâret kazanmışlar (ve bu konuda azgınlaşmışlar)dır.(Ey Muhammed!) Sen onları(n işlerini) bilemezsin, ama biz pek iyi biliriz.Biz, onlara (dünyada öldürülmek ve rezil edilmekle, öldükten sonra da kabir azabı ile olmak üzere) iki defa azap edeceğiz. Sonra da (kıyâmet günü) müthiş bir azaba itileceklerdir." ( Tevbe Sûresi: 101 )

Katâde ve Rabî' b. Enes, Allah Teâlâ'nın:

سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ)) : "Biz, onlara iki defa azap edeceğiz"

"Birincisi dünyada, ikincisi ise kabir azabıdır." şeklinde tefsir etmişlerdir.

İki meleğin sorgusu ve kabir fitnesi hakkında rivâyet edilen hadisin birçok rivâyetinde münâfık veya şüpheci ismi açıkça belirtilmiştir.

Nitekim Enes b. Mâlik'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( الْعَبْدُ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَتُوُلِّيَ وَذَهَبَ أَصْحَابُهُ حَتَّى إِنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ، أَتَاهُ مَلَكَانِ فَأَقْعَدَاهُ فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم ؟ فَيَقُولُ: أَشْهَدُ أَنَّهُ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ. فَيُقَالُ: انْظُرْ إِلَى مَقْعَدِكَ مِنْ النَّارِ! أَبْدَلَكَ اللَّهُ بِهِ مَقْعَدًا مِنْ الْجَنَّةِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: فَيَرَاهُمَا جَمِيعًا، وَأَمَّا الْكَافِرُ أَوْ الْمُنَافِقُ فَيَقُولُ: لاَ أَدْرِي كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ. فَيُقَالُ: لاَ دَرَيْتَ وَلاَ تَلَيْتَ. ثُمَّ يُضْرَبُ بِمِطْرَقَةٍ مِنْ حَدِيدٍ ضَرْبَةً بَيْنَ أُذُنَيْهِ فَيَصِيحُ صَيْحَةً يَسْمَعُهَا مَنْ يَلِيهِ إِلاَّ الثَّقَلَيْنِ )) [ رواه البخاري ]

"Kul, kabrine konduğu ve arkadaşları geri dönüp gittiklerinde onların ayakkabılarının seslerini işitir. İki melek kendisine gelip onu oturtarak: Şu adam Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında ne derdin? diye sorarlar. Mü'min: Onun, Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim, diye cevap verir.Bunun üzerine ona: Cehennemdeki yerine bak! Allah, onun yerine sana cennetten bir yer verdi, denilir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: O (cennet ve cehennemdeki) iki makamını birlikte görür. Kâfir veya münâfık ise şöyle cevap verir: Bilmiyorum. Ben, insanların dedikleri gibi diyordum. Bunun üzerine ona şöyle denilir: Ne hak ve doğru olanı bildin, ne de Kur'an'ı okudun. Sonra iki kulağının arasına demir bir balyozla öyle vurulur ki haykırıp feryat koparır. Öyle ki insanlar ve cinler dışında, onlara yakın olan hayvanlar ve melekler bu feryadı işitir."  ( Buhârî, hadis no: 1273 )

Esmâ binti Ebî Bekr'in -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet ettiği hadiste ise, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( مَا مِنْ شَيْءٍ لَمْ أَكُنْ رَأَيْتُهُ إِلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِي مَقَامِي هَذَا حَتَّى الْجَنَّةَ وَالنَّارَ، وَإِنَّهُ قَدْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّكُمْ تُفْتَنُونَ فِي الْقُبُورِ قَرِيبًا أَوْ مِثْلَ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، - لاَ أَدْرِي أَيَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ- فَيُؤْتَى أَحَدُكُمْ فَيُقَالُ: مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ؟ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ أَوْ الْمُوقِنُ - لاَ أَدْرِي أَيَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ- فَيَقُولُ: هُوَ مُحَمَّدٌ هُوَ رَسُولُ اللَّهِ، جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى فَأَجَبْنَا وَأَطَعْنَا -ثَلاَثَ مِرَارٍ- فَيُقَالُ لَهُ: نَمْ قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ إِنَّكَ لَتُؤْمِنُ بِهِ، فَنَمْ صَالِحًا. وَأَمَّا الْمُنَافِقُ أَوْ الْمُرْتَابُ - لاَ أَدْرِي أَيَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ- فَيَقُولُ: لاَ أَدْرِي، سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئًا فَقُلْتُ )) [ رواه البخاري ومسلم ]

"Ben, şu makamımda görmediğim hiçbir şey yoktur. Hatta cennet ve cehennemi bile gördüm. Andolsun ki sizin, Deccâl'in fitnesine yakın veya benzer bir şekilde kabirlerde imtihan olunacağınız bana vahyedildi. Mü'min veya müslüman -Esmâ'nın, yakın mı yoksa benzer mi dediğini bilmiyorum-. Sizden birinize kabrinde iki melek gelecek ve ona şöyle diyecektir: Bu adamı (Muhammed'i) nasıl bilirsin? Mü'min veya yakînen inanan kimseye gelince, -Esmâ'nın, mü'min mi yoksa yakînen inanan kimse mi dediğini bilmiyorum-. O şöyle diyecektir: Muhammed, Allah'ın elçisidir. O, bize mucizeler ve hidâyet getirdi, biz de onun dâvetini kabul edip ona itaat ettik. -Üç defa. Bunun üzerine ona şöyle denilir: Uyu. Zaten biz senin ona îmân ettiğini biliyorduk.Güzel bir şekilde uyu.Münâfık veya şüpheci kimseye gelince, -Esmâ'nın, münâfık mı yoksa şüpheci kimse mi dediğini bilmiyorum- o şöyle diyecektir: Bilmiyorum. İnsanların bir şeyler söylediklerini işittim, ben de öyle söyledim." ( Buhârî ve Müslim )  

3. Allah Teâlâ'nın helâl kıldığını haram kılmak, haram kıldığını da helâl kılmak sûretiyle Allah Teâlâ'nın dînini değiştirmek, kabir azabının sebeplerinden birisidir.

Allah Teâlâ'nın dînini değiştirmenin, kabir azabının sebeplerinden birisi olduğuna, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hadisi delâlet etmiştir.

Nitekim Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بْنِ لُحَيٍّ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ، وَكَانَ أَوَّلَ مَنْ سَيَّبَ السَّوَائِبَ )) [ رواه البخاري ]

"Ben,Amr b. Âmir b. Luhay el-Huzâî'yi, cehennemde barsaklarını sürüklerken gördüm. Çünkü o, salma hayvanları, putlara adak olsun diye ilk salıveren (sâibe bırakan) kimse (bunu yapanların önderi) idi." ( Buhârî, hadis no: 4623 )

Hadiste geçen 'Sâibe'den kasıt; deve, sığrı veya koyundur.Mekkeliler bu hayvanları meralara salarlardı. Bu havyanların üzerine binilmez, etleri yenilmez ve üzerinde bir şey taşınmazdı. Bazıları ise malından bir şeyleri adak olarak adar ve onu sâibe kılardı.

Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

"Araplar, İbrahim ve İsmail -aleyhimasselâm-'ın inşa etmiş olduğu Beytullah'a komşu olan İsmâil ve başkasının neslinden olan kimselerdir.Onlar, İbrahim -aleyhisselâm-'ın dîni üzere olan hanif kimseler idiler.Taki Huzâa kabilesinin ileri geleni olan Amr b. Luhay onların dînini değiştirdi.Amr b. Luhay, İbrahim -aleyhisselâm-'ın dînini ilk olarak şirkle değiştiren ve Allah'ın haram kılmadığı şeyleri haram kılan kimsedir.Bunun içindir ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle demiştir:

(( رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بْنِ لُحَيٍّ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ ))

"Ben, Amr b. Âmir b. Luhay el-Huzâî'yi, cehennemde barsaklarını sürüklerken gördüm." (  'Dekâiku't-Tefsîr', cilt: 2, sayfa: 71 )

4. İdrar sıçrantısından korunmamak ve insanların arasını bozmak amacıyla koğuculuk yapmak, insanlar arasında laf taşımak, kabir azabının sebeplerinden birisidir.

Nitekim Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu:

(( إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ، أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنْ الْبَوْلِ، وَأَمَّا الْآخَرُ فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ، ثُمَّ أَخَذَ جَرِيدَةً رَطْبَةً فَشَقَّهَا نِصْفَيْنِ، فَغَرَزَ فِي كُلِّ قَبْرٍ وَاحِدَةً، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! لِمَ فَعَلْتَ هَذَا؟ قَالَ: لَعَلَّهُ يُخَفِّفُ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا ))

 [ رواه البخاري ومسلم ]

'Şüphesiz ki o ikisi azap çekiyorlar. Çektikleri azap da büyük bir şey değildir (kolay olan, fakat ondan korunmaları nefislerine zor gelen bir şey idi.) Oysa o şey, büyük günah idi.' Onlardan birisi, idrar sıçrantısına karşı korunmazdı. Diğeri ise (insanlar arasında) laf getirip-götürürdü. Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- sonra yaş bir dalını alarak ortasından ikiye ayırdı ve her bir parçasını bir kabrin üzerine dikti. Sahâbe: Ey Allah'ın elçisi! Bunu niçin yaptın? diye sorduklarında o şöyle buyurmuştur: Bu iki dal, yaş kaldıkça o ikisinden azabın hafifletimesini ümit ederim." ( Buhârî, hadis no: 218, Müslim, hadis no: 292 )

Yine, Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

((إِنَّ عَامَّةَ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنَ الْبَوْلِ فَتَنَزَّهُوا عَنْهُ )) [ أخرجه الدار قطني وصححه الألباني في صحيح الترغيب والترهيب ]  

"Şüphesiz ki kabir azabının geneli, idrar sebebiyledir. O halde idrardan sakının/uzak durun." ( Dârekutnî rivâyet etmiş, Elbânî de 'Sahîhu't-Terğîb ve't-Terhîb', cilt: 1, sayfa: 152'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

5. Gıybet (müslüman kardeşini, onun hoşuna gitmeyen bir şeyle anman), kabir azabının sebeplerinden birisidir.

Bunun içindir ki İmam Buhârî, "Kitâbu'l-Cenâiz'de "Kabir azabı, gıybet ve idrar sebebiyledir" sözüyle açıklamış, sonra bu bölümde, -gıybet lafzı değil de koğuculuk lafzı geçmesine rağmen- yukarıda geçen iki kabir sahibinin hadisini rivâyet etmiştir.Fakat Buhârî'nin âdeti olduğu üzere, o hadisin diğer rivâyetlerine işâret ederdi.

Nitekim Ebu Bekra'dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu:

(( إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ، أَمَّا أَحَدُهُمَا فَيُعَذَّبُ فِي الْبَوْلِ، وَأَمَّا الْآخَرُ فَيُعَذَّبُ فِي الْغَيْبَةِ )) [ رواه أحمد وصححه الألباني في صحيح الترغيب والترهيب ]  

'Şüphesiz ki o ikisi azap çekiyorlar. Çektikleri azap da büyük bir şey değildir (kolay olan, fakat ondan korunmaları nefislerine zor gelen bir şey idi.) Oysa o şey, büyük günah idi.Onlardan birisi,idrar sebebiyle azap çekiyor.Diğeri ise gıybet sebebiyle azap çekiyor." ( İmam Ahmed rivâyet etmiş, Elbânî de 'Sahîhu't-Terğîb ve't-Terhîb', cilt: 1, sayfa: 66'da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

6. Yalan söylemek, kabir azabının sebeplerinden birisidir.

Nitekim Semure b. Cundub'un -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği uzunca hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( فَانْطَلَقْنَا، فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُسْتَلْقٍ لِقَفَاهُ، وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِكَلُّوبٍ مِنْ حَدِيدٍ، وَإِذَا هُوَ يَأْتِي أَحَدَ شِقَّيْ وَجْهِهِ فَيُشَرْشِرُ شِدْقَهُ إِلَى قَفَاهُ، وَمَنْخِرَهُ إِلَى قَفَاهُ ، وَعَيْنَهُ إِلَى قَفَاهُ، قَالَ: ثُمَّ يَتَحَوَّلُ إِلَى الْجَانِبِ الْآخَرِ فَيَفْعَلُ بِهِ مِثْلَ مَا فَعَلَ بِالْجَانِبِ الْأَوَّلِ ، فَمَا يَفْرُغُ مِنْ ذَلِكَ الْجَانِبِ حَتَّى يَصِحَّ ذَلِكَ الْجَانِبُ كَمَا كَانَ، ثُمَّ يَعُودُ عَلَيْهِ فَيَفْعَلُ مِثْلَ مَا فَعَلَ الْمَرَّةَ الْأُولَى، قَالَ: قُلْتُ سُبْحَانَ اللَّهِ مَا هَذَانِ؟ ))

"Yürüdük, sonunda sırt üstü uzanmış bir adama vardık. Başucunda ise ayakta elinde  demir bir çengel vardı.Bu adam çengeli avurtunun içinden ensesine kadar sokuyordu. Burnunun içinden ensesine kadar sokuyordu. Gözünün içinden ensesine kadar sokuyordu. Sonra da yüzünün bir tarafına yaptığını, diğer tarafına da yapıyordu.Bir tarafı iyi olunca, o zaman bu tarafa dönüp tekrar aynısını yapıyordu.

Ben: Subhanallah, bu ikisi de nedir? dedim.

Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hadisin sonunda azap gören bu kimse hakkında şöyle buyurmuştur:

((وَأَمَّا الرَّجُلُ الَّذِي أَتَيْتَ عَلَيْهِ يُشَرْشَرُ شِدْقُهُ إِلَى قَفَاهُ، وَمَنْخِرُهُ إِلَى قَفَاهُ، وَعَيْنُهُ إِلَى قَفَاهُ، فَإِنَّهُ الرَّجُلُ يَغْدُو مِنْ بَيْتِهِ فَيَكْذِبُ الْكَذْبَةَ تَبْلُغُ الْآفَاقَ )) [ رواه البخاري ]

"Demir çengel ile avurtunun içinden sokulup ensesine kadar paçalanan, burnunun içinden sokulup ensesine kadar parçalanan, gözünün içinden sokulup ensesine kadar parçalanan adam adam, yalancıdır.Yalan konuşur, kendisinden her tarafa yalan taşınırdı. (İşte bu sebeple kıyâmet gününe kadar ona böyle azap edilir.)" ( Buhârî, hadis no:7074 )

7. Kur'an'ı öğrendikten sonra onu terketmek ve farz namazı uyuyarak geçirmek, kabir azabının sebeplerinden birisidir.

   Nitekim Semure b. Cundub'un -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği uzunca hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( وَإِنَّا أَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُضْطَجِعٍ وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِصَخْرَةٍ، وَإِذَا هُوَ يَهْوِي بِالصَّخْرَةِ لِرَأْسِهِ فَيَثْلَغُ رَأْسَهُ فَيَتَهَدْهَدُ الْحَجَرُ هَا هُنَا فَيَتْبَعُ الْحَجَرَ، فَيَأْخُذُهُ فَلاَ يَرْجِعُ إِلَيْهِ حَتَّى يَصِحَّ رَأْسُهُ كَمَا كَانَ، ثُمَّ يَعُودُ عَلَيْهِ فَيَفْعَلُ بِهِ مِثْلَ مَا فَعَلَ الْمَرَّةَ الْأُولَى، قَالَ: قُلْتُ لَهُمَا: سُبْحَانَ اللَّهِ! مَا هَذَانِ؟ ))

"Biz, sırt üstü uzanmış bir adama vardık. Başucunda ise ayakta elinde taş bulunan bir adam vardı, taşla başını parçalıyordu.Taşı vurduğunda taş yuvarlanıp gidiyor, o da taşı almak için arkasından gidiyordu, tekrar geri geldiğinde başı iyi olup eski halini alıyor, adam tekrar gelip önceki yaptığının aynısını yapıyordu.

Ben: Subhanallah! Bu ikisi de nedir? dedim.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hadisin sonunda bu kimse hakkında şöyle buyurmuştur:

(( وَالَّذِي رَأَيْتَهُ يُشْدَخُ رَأْسُهُ، فَرَجُلٌ عَلَّمَهُ اللَّهُ الْقُرْآنَ، فَنَامَ عَنْهُ بِاللَّيْلِ وَلَمْ يَعْمَلْ فِيهِ بِالنَّهَارِ، يُفْعَلُ بِهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ))

"Başının taşla parçalandığını gördüğün adam, Allah kendisine Kur’an'ı öğrettiği halde, uykuyu Kur'an'a tercih eder, gündüz de Kur’an-ı Kerim'e göre hareket etmezdi. İşte bu nedenle ona kıyâmet gününe kadar böyle azap edilir."

Başka bir rivâyette ise şöyle buyurmuştur:

(( أَمَّا الرَّجُلُ الْأَوَّلُ الَّذِي أَتَيْتَ عَلَيْهِ يُثْلَغُ رَأْسُهُ بِالْحَجَرِ، فَإِنَّهُ الرَّجُلُ يَأْخُذُ الْقُرْآنَ فَيَرْفُضُهُ وَيَنَامُ عَنْ الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ ))

"Yanına geldiğinde başının taşla parçalandığını gördüğün birinci adam, Kur’an'ı öğrendiği halde, ona reddeden ve farz namazı kılmadan uyuyan kimsedir." (Buhârî, hadis no:7076 )

Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

"Bu ikinci rivâyetin, birinci rivâyetten daha açık olduğunu belirtmiştir.Çünkü birinci rivâyetin zâhirine bakılırsa, bu kimse geceleyin Kur'an okumayı terkettiğinden dolayı azap görür.İkinci rivâyet ise, farz namazı kılmadan uyuduğundan dolayı azap göreceğine delâlet etmektedir."

Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:

"Azabın, her iki durum için yani Kur'an okumayı terketmesi ve Kur'an'a göre hareket etmemesi sebebiyle olması muhtemeldir."

Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- yine şöyle demiştir:

"İbn-i Hubeyre demiştir ki: Kur'an'ı ezberledikten sonra onu reddetmek, büyük bir cinâyettir.Çünkü bu durum, Kur'an'da reddedilmesi gereken şeyin olduğu zannını vermektir.Bu kimse, en değerli şeyi reddedince, insan bedeninin en şerefli yeri olan başı taşla parçalanmak sûretiyle cezalandırılmıştır." (Fethu'l-Bârî, cilt: 3, sayfa: 251 )

8. Fâiz yemek, kabir azabının sebeplerinden birisidir.

   Nitekim Semure b. Cundub'un -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği uzunca hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

((فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى نَهَرٍ حَسِبْتُ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ أَحْمَرَ مِثْلِ الدَّمِ وَإِذَا فِي النَّهَرِ رَجُلٌ سَابِحٌ يَسْبَحُ وَإِذَا عَلَى شَطِّ النَّهَرِ رَجُلٌ قَدْ جَمَعَ عِنْدَهُ حِجَارَةً كَثِيرَةً وَإِذَا ذَلِكَ السَّابِحُ يَسْبَحُ مَا يَسْبَحُ ثُمَّ يَأْتِي ذَلِكَ الَّذِي قَدْ جَمَعَ عِنْدَهُ الْحِجَارَةَ فَيَفْغَرُ لَهُ فَاهُ فَيُلْقِمُهُ حَجَرًا فَيَنْطَلِقُ يَسْبَحُ ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَيْهِ كُلَّمَا رَجَعَ إِلَيْهِ فَغَرَ لَهُ فَاهُ فَأَلْقَمَهُ حَجَرًا فَقُلْتُ: مَا هَذَا؟))

www.islamqa.com
Create Comments