Birincisi:
Allah’a iman etmenin rükünlerinden biri de O’nun yakın meleklerine imandır.
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulmuştur:
“Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlar arasında oturuyordu. Cebrâil gelip, ‘İman nedir?’ diye sordu. O da: ‘İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, O’na kavuşmaya, peygamberlerine ve ahiretten sonra dirilmeye iman etmendir.’ Buyurdu. İhsan nedir diye sorduğunda Peygamber s.a.v şöyle dedi: Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Her ne kadar O’nu görmüyorsan da O seni görüyor.”
(Buhârî, 50; Müslim, 9)
Meleklerle ilgili bazı inanç esasları için soru (14610)’un cevabına bakılabilir.
İkincisi:
Melekler, Allah’ın yarattığı varlıklardır; O’nun kullarıdırlar. Onlar fıtratları gereği ibadete meyilli yaratılmış, ibadet için şekillendirilmişlerdir. Bu konuda Kur’an ve sünnette birçok delil vardır. Bunlardan bazıları:
“Onlar, Allah’ın kendilerine emrettiği hiçbir şeye karşı gelmezler; emrolunduklarını da aynen yaparlar.” (Tahrîm, 6)
“Onlar, Rablerinden üstlerinde olan (azamet) sebebiyle korkarlar ve kendilerine emredileni yaparlar.” (Nahl, 50)
Kurtubî —Hârût ve Mârût kıssasını, kitap ehlinden nakledilen ve meleklerin şehvet verilince günaha düştüğünü anlatan rivayetleri zikrettikten sonra— şöyle der:
“Bütün bunlar zayıftır; İbn Ömer gibi sahabîlere nispet edilmesi de uzak bir ihtimaldir. Bunların hiçbiri sahih değildir. Çünkü bu rivayetler, meleklerle ilgili temel esaslara aykırıdır. Melekler Allah’ın vahyinin eminleridir; O’nun peygamberlerine elçileridir. Allah şöyle buyurur: ‘Onlar Allah’ın emrine karşı gelmezler ve emrolunduklarını yaparlar’ (Tahrîm, 6); ‘Bilakis onlar ikram olunmuş kullardır. Allah’ın sözünün önüne geçmezler ve O’nun emriyle iş yaparlar.’ (Enbiyâ, 26–27); ‘Gece gündüz tesbih ederler, usanmazlar.’ (Enbiyâ, 20).
Meleklerden günah sadır olmasını, görevlerine aykırı davranmalarını, onlarda şehvet yaratılmasını Akıl ve mantık açısından imkânsız görmek doğru değildir; zira Allah’ın kudreti sınırsızdır. Nitekim peygamberler ve faziletli âlimler de günaha düşmekten korku hissederler. Ancak bu ihtimâlin fiilen gerçekleştiğini gösteren hiçbir sahih nakil yoktur.”
(Tefsîrü’l-Kurtubî, 2/52)
Yani: Meleklerden günah sadır olduğuna dair hiçbir şey sahih değildir.
İbn Kayyim rahimehullah şöyle der:
“Melek kelimesi, başkasının emrini uygulayan elçi anlamını taşır. Onların kendi başlarına tasarrufları yoktur; tasarruf Allah’a aittir, O ise tek ve kahhâr olandır. Melekler O’nun emrini yerine getirirler:
‘O’nun sözünün önüne geçmezler ve O’nun emriyle iş yaparlar. O, onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimse dışında şefaat etmezler ve O’nun korkusundan titrerler.’ (Enbiyâ, 27–28)
‘Rablerinden dolayı korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.’ (Nahl, 50)
‘Onlar, Allah’ın emrine karşı gelmezler ve emredildiklerini yaparlar.’ (Tahrîm, 6)
Onlar yalnızca Allah’ın emriyle inerler; izin verilmedikçe hiçbir şey yapmazlar. Onlar Allah’ın ikram edilmiş kullarıdır. Bir kısmı saf saf duranlardır; bir kısmı tesbih edenlerdir. Her birinin aşamayacağı belirli bir makamı vardır. Kendisine verilmiş görevi asla eksiltmez ve sınırını aşmaz. En yüce olanları ise Allah’ın huzurunda bulunan meleklerdir; O’na ibadetten büyüklenmezler, yorulmazlar; gece gündüz tesbih ederler, usanmazlar.”
(İğâsetü’l-Lehfân, 2/127)
Bu hususu teyit eden delillerden biri de şudur:
Allah Teâlâ meleklerden, günah ve isyana sevk eden şehveti kaldırmıştır.
İbn Teymiyye rahimehullah der ki:
“Ebû Bekir Abdülazîz ve başkaları şöyle demişlerdir: Melekler, şehvetsiz akıllarla yaratılmıştır; hayvanlar ise akılsız şehvetle yaratılmıştır; insan ise akıl ve şehvetle yaratılmıştır. Aklı şehvetine galip gelen kimse meleklerden daha hayırlıdır; şehveti aklına galip gelen kimse ise hayvanlardan daha aşağıdır.” (Mecmû‘u’l-Fetâvâ, 15/428–429)
Şeyh Muhammed el-Emîn eş-Şenkîtî rahimehullah şöyle der:
“İblîs’in aslının melek olmadığı görüşüne delil getirenlerden biri de şudur: Melekler, İblîs’in işlediği türden küfür işlemeye karşı masumdurlar. Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurur: ‘Onlar Allah’ın emrine karşı gelmezler ve emrolunduklarını yaparlar.’ (Tahrîm, 6) ‘O’nun sözünün önüne geçmezler ve O’nun emriyle iş yaparlar.’ (Enbiyâ, 27)”
“Edvâu’l-Beyân” (3/356). Ayrıca: “Şeyh el-Useymîn Fetvaları Mecmuası” (1/233).
Üçüncüsü:
Meleklerin günahlardan korunmuş olması, onların iradesiz oldukları veya itaate robot gibi zorlandıkları anlamına gelmez. Yani onlar sanki kuklalar veya otomatik birer makineymiş gibi — soruda geçtiği üzere — davranmazlar. Allah’ın şerefli melekleri böyle bir konumdan berîdir. Allah Teâlâ meleklerin günahlardan korunmuşluğunu, onların övgüye layık olduklarını bildirmek için zikretmiştir. Bilinir ki, itaat etme gücü ve seçme iradesi olmayan kimse övülmez. Övülen, iki tarafı da yapmaya güç yetiren, ama hayrı tercih eden kişidir.
Nitekim insanlardan olan Allah’ın peygamberleri ve elçileri de — icmâ ile — küfür, yalan ve büyük günahlardan korunmuştur. Bu, onların iman ve küfrü seçme güçlerinin olmadığı anlamına gelmez. Yaptıkları iman ve itaati kendi iradeleriyle yapmışlar, küfrü ve fuhşiyatı da yine kendi iradeleriyle terk etmişlerdir. Ancak Allah onları bu kötülüklerden korumuş, onlara tam bir tevfik vermiştir.
Aynı bunun gibi, şerefli melekler de her hâllerinde Allah’a itaate muvaffak kılınmış, günahlardan korunmuşlardır. Bu durum onların seçme iradesi olmadığı anlamına gelmediği gibi, yaptıkları itaat sebebiyle övgüye layık olmadıkları anlamına da gelmez. Şeytanlar ise çoğu hâllerinde mahrum bırakılmış kimselerdir; iman ve itaati seçmezler, oysa buna güçleri vardır. Küfür ve isyan içinde olmaları sebebiyle kınanmış ve yaptıkları seçimden dolayı cezalandırılacaklardır.
İmam İbn Hazm rahimehullah şöyle demiştir:
“Bazı akılsızlar, ‘Melekler hava ve rüzgâr gibidir’ demişlerdir (yani iradeleri yoktur demek isterler).
Ebu Muhammed (İbn Hazm) dedi ki:
Bu apaçık bir yalancılık, ileri derecede bir ahmaklık ve deliliktir. Çünkü melekler, Kur’ân, sünnet ve melekleri kabul eden bütün din mensupları nezdinde akıl sahibi, ibadet eden, emrolunan ve yasaklanan varlıklardır. Hâlbuki hava ve rüzgâr akıl sahibi değildir; sorumlu değillerdir; sadece Allah’ın emriyle hareket eden, irade sahibi olmayan varlıklardır…”
(“el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ ve’n-Nihal”, 5/17)
Şeyh Ömer el-Eşkar – Allah onu korusun – şöyle der:
“Şunu söyleyebiliriz: Melekler, Âdemoğullarının mükellef olduğu türden bir mükellefiyetle sorumlu değillerdir. Ancak tamamen mükellef olmadıklarını söylemek de bâtıldır. Çünkü onlar ibadetle ve itaatle emrolunmuşlardır:
‘Rablerinden üzerlerindeki üstünlükten dolayı korkarlar ve kendilerine emredilen şeyi yaparlar.’ (Nahl, 50)
Bu ayette onların Rablerinden korktukları bildiriliyor. Korku, şer‘î mükellefiyetlerin bir türüdür, hatta en yüksek kulluk makamlarındandır. Nitekim başka bir ayette de: ‘O (Allah)’tan dolayı ürperirler’ (Enbiyâ, 28) buyurmuştur.”
(“Âlemü’l-Melâiketi’l-Ebrâr”, s. 21)
Hiç şüphe yok ki mükellefiyet; akıl, bilgi, kudret ve irade üzerine bina edilir. İmam İbn Hazm’ın naklettiği icmâ ile de sabit olduğu üzere melekler seçme iradesine sahip, emir ve yasaklara muhatap, güç yetiren varlıklardır. Allah’ın devamlı tevfiki sebebiyle günah olan şeyi seçmezler.
Bunun delilleri, önce geçen açıklamalara ek olarak şunlardır:
- Allah’ın şu buyruğu:
“Allah’ın kendilerine emrettiği hiçbir şeye isyan etmezler ve kendilerine emredileni yerine getirirler.” (Tahrîm, 6)
“İsyan” ancak bir kimse günah işlemeyi kastederek emre muhalefet ederse gerçekleşir. Eğer melekler tabiatları gereği buna güç yetiremiyor olsalardı, Allah onlara emre itaat etmeleri sebebiyle övgüde bulunmazdı ve terk ettikleri şeye “isyan” ismi verilmezdi.
Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahimehullah şöyle der:
“Âsî, emredileni yapmaya gücü yettiği hâlde emre uymayı terk eden kimsedir. Eğer kişi emredileni acizlik sebebiyle yapmazsa âsî sayılmaz. Allah, ‘Onlar Allah’ın kendilerine emrettiği şeye isyan etmezler’ buyurunca, bu ifade onların ‘emredileni yaptıklarını’ tek başına göstermez; çünkü aciz kimse ne âsîdir ne de emri yerine getirmiş sayılır. Ama Allah devamında: ‘ve kendilerine emredileni yaparlar’ buyurarak onların emredilen şeyi yapmaya güç yetirdiklerini ve onu ne acizlikten ne de isyandan dolayı terk etmediklerini bildirmiştir.”
(“Mecmû‘u’l-Fetâvâ”, 13/61)
- İbn Abbas’tan gelen hadis:
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Rabbim bana en güzel surette geldi (yani rüyada) ve: ‘Ey Muhammed!’ dedi. Ben: ‘Buyur Rabbim!’ dedim. (Allah): ‘Yüce topluluk (melekler) hangi konuda tartışıyor?’ buyurdu. Ben: ‘Rabbim bilmiyorum’ dedim…”
Bu hadisin devamında meleklerin “dereceler ve kefaretler” hakkında tartıştıkları açıklanır.
Ayrıca Kur’an’da şöyle geçmektedir: ““Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu.” (Sâd, 69) buyurmuştur.
Bu da meleklerin bazı hususlarda münazara ettiklerini göstermektedir.
- Yüz kişiyi öldüren adam hadisi:
Tövbeye yönelen bu kişi öldüğünde, Rahmet melekleri ile azap melekleri arasında tartışma çıkmış, Allah onların arasına hükmedecek bir melek göndermiştir. Hadis, Buhari ve Muslim’de mevcuttur.
Bu sebeple, meleklerin kukla veya robot gibi olması iddiası asılsız, hakikatten uzak ve ilmî araştırmaya aykırıdır. Nitekim İmam İbn Hazm’ın dediği gibi, böyle bir söz “saçma bir yalandır”.
Bilakis Melekler, Allah’a hiç isyan etmeyen, ancak irade sahibi, ibadetleri çeşitlenen, dereceleri farklı olan şerefli kullardır.
Dördüncüsü:
Soru sahibinin işaret ettiği Abdullah b. Selâm hadisinin tam metni şöyledir:
Bişr b. Şeğâf’ın Abdullah b. Selâm’dan rivayetine göre:
“Cuma günü mescitte oturuyorduk. Abdullah b. Selâm dedi ki:
‘Dünyanın günleri içinde en faziletlisi cuma günüdür. O gün Âdem yaratılmıştır ve o gün kıyamet kopacaktır. Allah’ın yaratıkları içinde Allah’a en değerli olanı, Ebu’l-Kasım’dır (sallallâhu aleyhi ve sellem).’
Ben: ‘Allah sana rahmet etsin, peki melekler nerede kaldı?’ dedim.
Bana baktı, gülümsedi ve dedi ki:
‘Ey kardeşimin oğlu! Meleklerin ne olduğunu biliyor musun? Melekler, gök ve yer, rüzgâr, bulut ve Allah’a hiçbir şekilde isyan etmeyen diğer yaratılmış varlıklar gibidir.’”
Bu hadisi Hâkim el-Müstedrek’te (4/612), Beyhakî ise Delâilü’n-Nübüvve’de (5/485) ve Şuabü’l-Îmân’da (1/309, no:148) rivayet etmiştir.
Bu rivayet, Abdullah b. Selâm’ın kendi sözü /mevkuf olarak rivayet edilmiştir; Peygamber’den (s.a.v.) merfu’ değildir. Ayrıca metinde muhalif görüş sahiplerinin iddiasını kesin olarak destekleyen bir anlam yoktur; olsa olsa ihtimal taşır. Diğer ihtimal ise, meleklerin Allah’ın emirlerini yerine getirme hususunda gök ve yer gibi hiçbir şekilde O’na isyan etmediklerini ifade etmek istemesidir. Bu da bizim önce zikrettiğimiz görüşe uygundur; meleklerin iradesiz olduklarını göstermez.
Kur’ân ve Sünnet’ten önce geçen deliller, ayrıca İbn Hazm’ın naklettiği icmâ, meleklerin irade ve seçme gücüne sahip, fakat Allah’ın onları günahlardan gerek yaratılışları gerek tevfikiyle koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Allah en doğrusunu bilir.