Cuma 7 Safer 1442 - 25 Eylül 2020
Türkçe

Levh-i Mahfuz mahluk mu? Kur’an-ı Kerim onun içine geçmiş mi? Kıyamet gününde Allah’ın nuru yeryüzüne geçecek mi?

Soru

Levh -i Mahfuz mahluk mu? (yaratılmış mı?) Cevap evet ise: Kur’an-ı Kerim mahluk olmadığı halde onun içinde nasıl yerleşmiştir? Bir hadiste “Karanlığın onun yüzünün nuruyla aydınlanan Allah’a sığınırım” diye bir dua geçmektedir. Bu hadis gereğince gördüğümüz aydınlık Allah’ın nurundan mı? Bu anlam gereğince Allah’ın sıfatları yaratıkların içine girmiş olur mu?

Cevap metni

Allah’a hamd olsun.

Birincisi: Levh -i Mahfuz diğer yaratıklar gibi mahluktur. Yüce Allah’ın zatı dışında her şey mahluktur. Örnek olarak Arş, Kursi, Levhil Mahfuz vs.

Bu konu çok açık olup bir sorun teşkil etmemektedir. Hatta bu konuda ihtilaf da bulunmamaktadır. Kalem, Arş, gökyüzünde bulunan her şey, gökyüzü üstünde bulunan her şey, yeryüzünde ve yeryüzü altından bulunan her şey; alemlerin rabbi olan yüce Allah tarafından yaratılmıştır.

Yaratılmış Levh -i Mahfuz’un içine Kur’an-ı Kerim’in yazılmasıyla ilgili bir sorun yoktur. Biz hepimiz Kur’an-ı Kerim’i mahluk kağıtlara ve Mushaflara yazmaktayız.

Konuştuğumuzu kağıtlara yazdığımız halde konuşma niteliğimiz kağıda geçmemektedir. Bilakis konuşma özelliğimiz zatımızda mevcuttur.

İkincisi:

Nur, Allah’ın sıfatlarındandır. Zira yüce Allah şöyle buyurdu: “O gün yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, herkesin işlediğinin hesabı bulunan kitap ortaya konulacak, tüm peygamberler ve tüm şahitler de getirilerek aralarında adaletle hükmolunacak ve kimseye haksızlık edilmeyecektir.” (Zümer/69) Bu olay, Kıyamet gününde gerçekleşecektir.

Dünyada ise gördüğümüz nur mahluktur.  Zira gördüğümüz aydınlık; Güneş, Ay ve benzer mahlukların aydınlığıdır.

Kıyamet gününde Allah’ın sıfatı yeryüzüne geçmiş denilmez. Bilakis Allah’ın nur sıfatı; ilim, işitme, görme, yaratma, irade ve konuşma gibi zatıyla kaimdir.

Bizler dünyada Güneş ve Ay ışığıyla aydınlanırız. Her ikisi de bizden çok uzaklar. Hiç kimse Güneşin veya Ay’ın içimize girdiğini söylemez veya güneşin sıfatı bize sinmiş veya geçmiş demez. Sıfat kendi sahibiyle mevcuttur ancak sıfatın eseri ve sonucunu müşahede edebiliriz.

İbn Kayyım Rahimehullah el Nuniye adlı eserinde şöyle dedi: Kaynaklarda; yüce Allah’ın nur ile adlandırıldığı sabittir. Ayrıca ona isnat edilen bir nur da mevcuttur. Yer ve göklerin nuru olduğuna dair ayet bulunmaktadır. Onun perdesi de nur olduğu rivayet edilmiştir. Böylece dört çeşit nur bulunmaktadır:

Birincisi: Hidayet edici Nur olarak adlandırılır.

İkincisi: Zatına; hayat, işitme, görme, izzet, kudret ve ilim isnat edildiği gibi nurun isnat edilmesidir. Bazen de yüzüne isnat edilir bazen de zatına…

Üçüncüsü: nuru göklere ve yeryüzüne isnat edilmesidir. “Allah, bütün göklerin ve yerin nûrudur. …” (Nur35 )

Dördüncüsü: “perdesi/hicabı nurdur”  denilmektedir.

İsnat edilen bu nur, söz konusu dört çeşit nur şeklinde kullanılır. (Muhtasar el Savaik s.423)

Şeyh İbn Baz Rahimehullah’a şöyle soruldu: “Allah, bütün göklerin ve yerin nûrudur. …”ayetin anlamı nedir:

Cevap: Yüce Allah, yeri ve gökleri nurlandırmıştır. Böylece yerde ve göklerde ve kıyamet gününde nurlar Allah’ın nurudur.

Nur, iki çeşittir: yaratılmış/mahluk nur: bu nur dünya ve Ahirette, cennette, insanların gördüğü Ay, Güneş ve yıldızların aydınlığı, aynı şekilde elektrik ve ateşin aydınlığı. Tüm bunlar mahluktur ve tüm bunlar Allah’ın yaratıklarındandır.

İkincisi ise: mahluk olmayan nurdur. Bu nur yüce Allah’ın sıfatlarından olan nurdur. Yüce Allah tüm sıfatlarıyla birlikte mahluk değildir. Onun dışında her şey mahluktur.

Bu yüce nur, onun sıfatı olup mahluk değildir. Aynen işitmesi, görmesi, eli, ayağı gibi diğer sıfatları gibi mahluk değildir.

Ehli sünnet ve Cemaatın görüşü bu yöndedir. (Mecmu Fetava 6/54)

“Karanlığın onun yüzünün nuruyla aydınlanan Allah’a sığınırım” hadisi ise zayıf bir hadis olup Elbaninin Silsile ehadis el daife faadlı eserin 6/486 sayfasına başvurabilirsiniz.

En iyisini Allah bilir.

Kaynak: İslam Soru-Cevap Sitesi